Bazı sebeplerden ötürü epeydir Beşiktaş ile ilgili yazı
yazmıyordum. Lig biteli 2 aydan fazla bir zaman geçti, Beşiktaş’ ta çok önemli
gelişmeler oldu, yazmak istedim ama yazamadım. Bir süre sonra yazarım dedim.
Tabi bu esnada gelişmeler birikti, birikti ve birikti…
Bu nedenle bazı başlıklar üzerinden “kısaca” görüşlerimi
bildirmek istedim. Bu yazıyı yeni sezon öncesinde bir kolaj çalışması olarak
kabul edebilirsiniz. Aşağıdaki konulardan bazılarıyla ilgili derinlemesine
yorumlarımı ise ilerleyen günlerde yapmayı planlıyorum.
UEFA CEZASI
2010-2011 sezonunda baş döndürücü transfer hamlelerinden
beklediği sonucu alamayan yöneticiler ve özellikle yedek hoca (!) gelecek yıl
yerlerini garantiye alabilmek için bir takım haltlar karıştırmışlar. Bu haltlar
şike midir, bence değil ama kulübün adının utanç verici dava dosyalarında
geçmesine yetti.
UEFA disiplin kurulu 1 yıl men cezası verdi. (Bu arada iş
öyle saçma oldu ki, 1 yıl UEFA kupasına gidebilmek için 2 yıldır UEFA’ ya
gidemez hale gelmek üzereyiz. Sizin matematiğinizi…)
Evet cezanın ertelendiği söyleniyor. Ancak belirtmek gerek,
bu durum ceza aldığımız anlamına gelir ama ne için verildi bize bu ceza? Spor
hukukçusu değilim, kulüpte derin abiler tanımıyorum. Sadece okuduklarımdan
anladığım; biz şike suçlaması nedeniyle cezalandırılmadık. Şike yaptığımız
(tabi UEFA’ nın iddiasıdır bu) halde “Biz şike falan yapmadık” diye beyanda
bulunup, o sezon Avrupa turnuvalarına katıldığımız için aldık. UEFA’ nın yerel
ligde yapılan bir şikeye Avrupa’ dan men cezası (Geriye dönük olarak hem de)
vermesini mantıksız buluyorum. Böyle düşünmemin en önemli sebebi de şike
yaptığı alenen bilinen Steau Bükreş takımına men cezası verilmemesi. S. Bükreş takımı
yerel federasyondan o olay için ceza (puanı silindi yanlış hatırlamıyorsam) almış,
kurumsal olarak “suçunu kabul etmiş ve özür dilemiş” ve Avrupa maçlarına
çıkabilmek için UEFA’ ya yalan söylememiştir. Bu nedenle UEFA tarafından ayrıca
cezalandırılmamıştır. Yoksa Steau Bükreş’ in eti ne, budu ne ki bizim
camialarımızın yapamadığı kulisi yapabilsin. Eğer dünyanın herhangi bir
kurumunda Romanya kadar bile lobimiz yoksa kapatalım kepenkleri, ülkeyi fesh
edelim, gidelim. O yüzden S. Bükreş örneği çok doğru bir karşılaştırma değil
sanki. Olayı da “Biz Türk olduğumuz için bize çifte standart uygulandı” gibi,
20-30 sene öncesinin paranoyalarıyla açıklamak, işin kolayına kaçmaktır.
Umarım UEFA Temyiz Mahkemesi (herkes “Tahkim” diyor ama
doğrusu bu), lehimize karar verir. Kötü ve utanç dolu geçen 9 yılın son ayağı
da bu olur. O İBB’ nin başımıza bir çorap öreceği belliydi aslında, koca
camianın üzerine kabus gibi çöküp, gittiler resmen…
STADYUM
Not: Bu başlıkta yazacaklarım için rakip takımları tutan
dostlarım kusura bakmasınlar.
Fenerbahçe, stadını bizimle ortak kullanmak için “Galatasaray’
ın da izin vermesini” şart koştuğunda bu işin olmayacağı belliydi. Zira
Galatasaray’ ın asla bu işe “evet” demeyeceğini biliyorlardı ve bence böyle
yaparak kaçak güreştiler. Yani Galatasaray hiç olmazsa, kabul etmeyeceğini açık
açık söyledi ama Fenerbahçe yönetimi sarı kırmızı camianın arkasına saklandı.
Hiç şık değildi ve son yıllarda oluşan dostluk köprüsünün Thor’ un çekiciyle
kırılmasından farksızdı.
Elde 2 alternatif var;
Birincisi, Olimpiyat stadı ama orayı da Önder Özen ve
futbolcuların hiç istemediği biliniyor. Biletler ucuz bile olsa, takım
şampiyonluk yarışı veremezse, ortalama 5-6 bin kişiyle oynarız diye
düşünüyorum.
İkincisi Kasımpaşa stadı (Evet, Atatürk havaalanına ısrarla
Yeşilköy Havaalanı diyenler, niye öyle diyorsa bende bu sebeple o stada
Kasımpaşa stadı diyorum). Tribünlerin sahaya yakınlığı, ulaşım gibi nedenlerle
en cazip seçenek gibi duruyor. Ancak oradan da çatlak sesler çıkıyor ve bu
durum, yani 3 kuruşluk camia ile muhatap olmak ve üzerine birde istenmemek
yeterince üzücü bir husus bizler için.
Ha yeri gelmişken söyleyeyim, Gezi direnişinde Çarşı’ nın
arkasına saklanarak eylem yapan bazı arkadaşlar da “Çarşı koltuklarımıza zarar
verir” diye su koyvermeye başladı. Haziran ayının ilk günlerinde Köyiçi’ nde
Çarşı ile buluşup, kolkola Taksim’ e çıkarken tüylerinin diken diken olduğunu
söyleyenlerin bir kısmının şimdi, “babalarının malı (!!)” olan statlarına o
insanların zarar vereceğine inandığını söylemelerini tarih affetmeyecektir. Tarih
affetse ben affetmeyeceğim. Çocuğuma bile bu ihaneti (hatta daha sert
söyleyeyim; dönekliği) anlatacağım.
GENÇLEŞTİRME OPERASYONU
Yıllardır aynı şeyler söylenir; “takımın yaş ortalamasını
düşüreceğiz, kadromuzda 24 yaşın altında şu kadar futbolcu var, kolej takımı
oluşturuyoruz, hocamız da zaten gençlere şans vermeyi seven bir hoca vs. vs.”
her sene inanırım bu söylemlere ancak geçen yıl olduğu kadar hiç
ümitlenmemiştim. Fakat sahaya çıkan oyuncularımızın yaş ortalaması genelde
28-29 civarında oldu. Bu yıl yine aynı şeyler söyleniyor, Önder Özen etkisiyle
son bir şans veriyorum. Eğer bu yıl da yaş ortalaması 28 olan bir kolej takımı
olursak, bir daha asla bu tip söylemlere inanmayacağım.
Z. ÖNDER ÖZEN
Hakkında söylenecek çok şey var ama özetleyecek olursak;
Evet bu futbol filozofu Beşiktaş’a sportif direktör oldu.
Hakkında klasik saçmalıklar öne sürüldü, tonla çamur atma girişimleri de
yapıldı. Hatta ilk basın toplantısında adama “Siz Tanrı parçacığı mısınız?”
şeklinde soru soran bir insan parçacığı bile oldu. Ama ben bu adama
güveniyorum. 18 Haziran 2013 tarihli basın toplantısını cd’ ye kaydedip,
arabada giderken falan tekrar tekrar dinleyesim geliyor. Ama üzülerek
söylüyorum ki, bu adamı da (İ. Altınsay örneğinde olduğu gibi ) kaçıracaklar
gibime geliyor. İ. Altınsay’ dan geriye bir tek Oğuzhan hatıra kaldı, Önder
Özen’ den ise bir tek Pedro Franco hatıra kalacak gibi. Umarım yanılırım.
SLAVEN BİLİÇ
Adam gitar çalıyor, küpe takıyor, dövmeleri var, atlıyor
zıplıyor, asi, sosyalist gibi söylemlere bakınca aklıma şu geliyor; Beşiktaş’ a
hoca değil, kendimize arkadaş almışız! Carvalhal’ de çok iyi insandı ve gol
atınca çok güzel seviniyordu.
Kriterler bunlar olmamalı bence…
Bunu söyledim diye Biliç hamlesini eleştirdiğim
zannedilmesin, İyi bir hoca olup, olmadığını zaman gösterecektir. Yönetim bir kumar
oynamıştır ama bence iyi bir kumar oynamıştır. Ben olsam bende mevcut durumda
Biliç’ i getirebilirdim, eleştirdiğim tek nokta şudur;
Beşiktaş taraftarının futbol dışı özelliklerden etkilenerek “Geleneksel
böyle hocamız/futbolcumuz olsun şampiyon olmasak da olur şenliklerini”
başlatmasıdır.
KALECİ SORUNU
En iyi seçenek Tolga Zengin’ dir ama aynen stadyum olayında
olduğu gibi konu çok uzamıştır. Her gün gazetelerde “Tolga Zengin müjdesi,
Tolga’ da sorun çıktı, Tolga ile şu kadar paraya anlaşıldı, Trabzon yönetimi
rest çekti” şeklinde haberler okumaktan sıkıldım. Tamam Tolga’ nın kendisi
(ailevi sebeplerle) gelmeyi çok istemektedir ama Trabzonspor yönetiminin bu
kadar uzatmasını yakışıksız buluyorum. Hele “satmıyoruz” açıklaması,
başkanlarının “Top yuvarlak ama biz değiliz. Tolga’ yı satmayacağız.” gibi açıklamaları,
bu transfer hikayesini mide bulandırıcı seviyeye indirmiştir. Görüşüm; “2,5
milyon EUR’ ya veriyorsan ver, yoksa keyfin bilir.” şeklindedir.
İkinci alternatif Sinan Bolat ile ilgili olarak da attığı
kafa golü ve yerdeyken kurtardığı bir pozisyon (ki bu pozisyon Sinan ile ilgili
haberlerin videolarında hep kullanılır) dışında bildiğim bir şey yok.
En azından gerçek hayata dair. Böyle diyorum çünkü kendisi
Futbol Manager’ da çılgın atan, milli takımın değişmez kalecisi olan, birkaç
kez Avrupa’ da en iyi kaleci seçilen, 32 yaşında bile M. United’a 8 milyon
Sterlin’e (hem de hile yapmaksızın) satılabilen bir kaleci olduğu için FM
editörlerine güvenmek istiyorum. Ancak Sinan Bolat’ ın o oyundaki başarısını ve
gerçek hayattaki durumunu karşılaştırınca aklıma hep Maxim Tsigalko geliyor. (O
oyunu 10 yıl önce oynamış olanlar ne demek istediğimi anlamıştır.)
Ha bir de, adettendir;
YILDIRIM DEMİRÖREN
Yeter.
Sağlıcakla kalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder