16 Mart 2012 Cuma

Aldırma Kartal Aldırma

2000 yılında Türkiye’ ye gelen Pascal Nouma, taraftarca çok ama çok sevildi. Halen takım ne zaman geriye düşse, gol yollarında biraz etkisiz olsa kapalıdan “Fransa’ da doğdu...” nidaları yükselir. İlhan’ ın tırnağı bile olamayacağını düşünsem de Pascal’ ı bende biraz severdim. Ancak çok merak ediyorum, Quaresma Beşiktaş taraftarının dilinden düşürmediği Pascal Nouma’ dan daha mı sorumsuz diye…

A. Madrid ile oynanan ilk maçta ve sonrasında Carlos Carvalhal’ in kurnazca manevrasıyla (ve tabi ki medya desteğiyle) taraftarın önüne atılmış durumda olan Quaresma’ nın canını dişine taktığını iddia etmek en kibar deyimle saflık olur, bunu bende kabul ediyorum. Ancak son bir haftada bu kadar silinecek kadar da değil, insafsızlık etmeyin dostlar…

Takım oyunu oynamıyor, geriye gelmiyor, koşmuyor, üstüne üstlük gereksiz kart görüyor diye eleştirdiğimiz bu adam, ilahınız (!) Pascal’ dan daha sorumsuz değil bunu bilmeniz gerekiyor. Pascal’ ın kaç derbide kırmızı kart gördüğünü, kaç Avrupa maçında adam tokatladığını bilmiyorsanız Google abinize danışın. İlhan’ ın tribün lugatına “alayına isyan ulan” deyimi soktuğu o meşhur 4-3’ lük Gençlerbirliği maçında da kırmızı kart görmüştü. Pascal azıcık adam olsaydı ve sahada kalabilseydi, o maç 11-11 oynandığında İlhan daha neler yapardı. Bunun cevabını ne yazık ki asla bilemeyeceğiz.

Ha medyanın gazını yemiş olanların bir argümanı da şu; “Quaresma soyunma odasında hocaya küfretmiş, kimse Beşiktaş’ ın hocasına küfredemez!” haklısınız hocasına küfretmesi asla görmezden gelinebilecek bir şey değil, de peki soyunma odasında hocasının (Nevio Scala) kafasına telefon atan Pascal’a niye böyle tepki göstermediniz o zaman?

Diyorlar ki, Quaresma Manisa maçından önce Carlos Carvalhal tarafından affedilecekmiş. Eğer Carlos öyle bir şey yaparsa, Vicente Calderon stadının soyunma odasında Quaresma’ nın ettiği küfürlerin hepsinin altına imzamı atarım. Yeteneklerine, çılgınlığına, deli fişekliğine en çok ihtiyacımız olan, sezonun en önemli maçından önce affetme, Manisa maçında affet!! Affetmeyin ulan, şu saatten sonra Quaresma’ ya falan ihtiyacımız kalmamıştır. Sezon sonu zaten gönderilecek, ligde şampiyon olacak değiliz, Türkiye Kupası’ nda ise Tayfur arar birilerini ve rakibin kalecisinin oynayıp, oynamadığını öğrenir, maçı çözer.

Quaresma’ ya ihtiyacımız kalmadı, ne yazık ki Quaresma, Lucescu ile çalışamadı. Onun yerinde olsam Beşiktaş’ tan sonra gideceğim tek takım Shaktar Donetsk olurdu. İnönü’ nün çimlerinde olmadı ama Lucescu, onun küllerinden doğmasını sağlayacaktır. Onun gibi adamların dilinden anlayan, en çok verim alabilecek tek bir kişi var; Mircea Lucescu.

Dikkat edin, Mircea Lucescu Beşiktaş’ a gelsin demiyorum. Çünkü yıllardır 3 büyüklerde teknik direktör değiştirilmek istendiğinde herkesin “Lucescu gelsin abi” demesinden o kadar sıkıldım ki ve gelmeyeceğinden o kadar eminim ki (Ben olsam O’nun yerinde, bende gelmezdim) hiç o dallara basmıyorum. Bu nedenle Quaresma gitsin Shaktar’ a, 6 ay sonra, “Lucescu benim 2. Babam” demezse adam değilim. Quaresma’ ya sallayan arkadaşların ise “Bizdeyken adam doğru dürüst bir maç alamadı, gitti Allah’ ın Ukrayna’ sında hayatının topunu oynuyor” demeleri ise yüksek ihtimal. Tabi bunu derken, esas sorunun ne olduğunu hiç sorgulamadan, öylesine özenerek söyleyecekler…

Şunu kabul edin dostlar, ne yazık ki buralar böyle, ya yeteneği kıt-disiplini fazla, ya da yeteneği fazla-disiplini kıt adamlar geliyor. Arada bir her ikisinin olduğu adamlar da (Bunu yazarken aklıma Alex ve Hagi geldi ama Beşiktaş' lı hiçbir yabancı oyuncuyu koyamadım bu ikisinin yanına, ne üzücü bir durum) oluyor ama ne yazık ki istisnalar kaideyi bozmuyor. Ligimizin çok kaliteli olduğunu, hatta Avrupa’ nın 5. büyük (İspanya, İngiltere, İtalya, Almanya) lig olduğu yalanına bizi inandırmaya çalışanlar Fransa, Portekiz ve Hollanda ligini (Yazarın notu:Ukrayna, Belçika, Rusya' yı da daha saymadım bile) nerede kaybettiler bilemiyorum. Bunları geç, bunların haricinde bizden iyi olan 5 ülke daha sayabilirim ya, neyse…

Herkes kadar üzgünüm, dün İnönü’ de takımımı o halde görmek çok üzdü. Ne umutlarla gitmiştik, balık pazarındaki coşkuyla tüylerimiz diken diken olmuştu, birkaç bira içip adetin yerini bulmasını sağlamıştık, kapalıya girdiğimizde hummalı bir şekilde bayraklar elden ele dolaşırken, eşe dosta mesaj atıp “kapalıda hareketlilik çok fazla, maç başlarken bayrak şova dikkat” demiştik, bir düşün peşinde yola çıkmıştık ama olmadı. Dün dakikalarca söylediğimiz gibi, Başın öne eğilmesin aldırma Kartal aldırma!

Son sözümü ise Mehmet Demirkol’a ayırdım. Televizyonda “İspanya’ nın Beşiktaş’ ı ile Türkiye liginin Beşiktaş’ ı arasındaki maç” gibi bir laf etti. Aklı sıra Fenerbahçe ve Galatasaray’ ı Real Madrid ve Barcelona yapıyor. Şundan eminim Fenerbahçe’ yi Barcelona, Galatasaray’ ı Real Madrid yerine koyup, bizim kulübü küçük görüyor, o küstah surat ifadesiyle.

Bak Mehmet, Fenerbahçe Türkiye’ nin Barcelona’ sı değil, Juventus’ udur, Galatasaray ise Marsilya’ sıdır! 

Bilmem anlatabildim mi?

Hadi git şimdi çay koy gel bakim…

Yazar:@ozturkdursun

13 Mart 2012 Salı

Perşembe' nin Gelişi

Millet olarak casusluk hikayelerine bayılırız. FBI, Mossad, KGB ve hatta El-muhaberat (Hemen itiraz etmeyin bu el-muhaberatçılar 39 tane istihbaratçımızı aynı anda paket yaptılar.) seviyesinde bir istihbarat teşkilatına sahip olmasak ta hemen her kurumumuzun derin bir yapılanması var sanırım. Derin devlet, derin X partisi, derin GS, derin oluşum başlıklarını gazetelerde sayısız defa görmüşümdür. Dünkü gelişmeler gösterdi ki derin BJK’ de varmış. Dün bu toprakların değişmez kaderi tecelli etmiştir ve derin olanlar bir kere daha sığ (!) olanları püskürtmeyi başarmıştır. Olmasa şaşardım zaten…

Bazı isimler Beşiktaş’ ın Onursal Başkanı’ nın evini ablukaya almışlar ve kendi hazırladıkları bir metni Süleyman Seba’ ya imzalatmışlar. Süleyman Seba’ nın başkanlığındaki Beşiktaş’a aşık oldum ben, bu nedenle kendisine hiçbir mecrada saygısızlık etmem. Ancak dün kulüpte dengeleri alt üst eden o işaret fişeğini yakması kanaatimce hataydı. Aynen şike soruşturmasında tutukluları ziyaret için hapishaneye gittiğinde yalnızca yeğeni ve Aziz Yıldırım (o cezaevinde 2 tane daha Beşiktaş’ lı vardı Syn. Onursal Başkan) ile görüşüp çıkması gibi…

Şimdi bana kimse “Süleyman Seba bu kulüpte top oynarken sen vitamin değildin bilmem ne” çıkışmaları yapmasın. Tamam, Süleyman Seba, bu kulübün simgesidir, herşeyidir, en büyük gurur kaynağıdır ve öyle kalacaktır ama yanlışına da yanlış denmezse hata edilir. Çünkü her zaman söylendiği gibi kimse Beşiktaş’ tan büyük değildir, Seba bile…

Tribünler yıllar önce “Ahmet Dursun, Seba Gitsin” diyerek kendisine büyük haksızlık etmiştir. Fakat kendisi de tam sular durulmaya, olumlu sinyaller gelmeye başlamışken dünkü çıkışı yaparak kaosa çanak tutmuştur.

Ve kendi nazarımda, “Ahmet Dursun, Seba gitsin” tezahüratıyla yapılan haksızlığın diyeti dün ödenmiştir. O tezahüratla ilgili olarak artık vicdan azabı çekmeyeceğim.

Şu bilinsin ki, benim derdim Serdal Adalı falan değildir. Kendisi “taraftar istiyor” diye geliyorum dedi. Ancak karşısına çıkan ilk zorlukta başlamadan bırakıp gitti. Gerekçe olarak kaotik ortamı bahane etti ama Beşiktaş’ ı, özellikle son 8 yıldır tüm değerleri yerle yeksan olan Beşiktaş’ ı düzlüğe çıkarmanın kolay olacağını kim söylemişti ki? “Mısır’a sultan olmak kolay değildir, kuyuya gireceksin” demişti, eski çok eski bir dizinin kahramanlarından birisi…

Kulüpteki kaosu gerekçe göstermesini manasız buluyorum. Kendisini başkan olarak görmek isteyen taraftara rağmen, papaza kızıp oruç bozmasını affetmeyeceğim. Madem Beşiktaş kaotik bir durumda, bunun çözümü ilk fırsatta geri vites yapmak mıdır yoksa başkan olup, o karanlık adamlardan bu kulübü temizlemek midir Sayın Adalı?

Ve kendi nazarımda, bir anlık gazla söylenen “Aklanın da gelin” açıklamasının diyeti dün ödenmiştir. Kendisine aklan da gel dediğimiz için artık vicdan azabı çekmeyeceğim.

TFF başkanı olduğu gün bende birçok insan gibi nihayet demiştim ve kendi kendime “nasıl olsa kurtulduk, bundan sonra Yıldırım Demirören’ den yazılarımda asla bahsetmeyeceğim” diye karar almıştım. TFF başkanı oldu, kurtulduk diye seviniyorduk ama hazret, hem TFF’yi, hem de Beşiktaş’ ı aynı anda (Yalçın Karadeniz vasıtasıyla) yönetecek. Kurtulduk derken daha kötüsü oldu. “Yıldırım Demirören alacaklarını sildiğine inanmam için yazılı belge görmeliyim” dediğimde “Beşiktaş’ ın kongresinde yapılan her açıklama senetten daha kıymetlidir” diyen kamillerin, Yıldırım Demirören -o alacaklarının gücüyle- kulübe başkan tayin ederken ne düşündüklerini ise gerçekten çok merak ediyorum.

Yalnız o saygıdeğer (!) abilerin, 109 yıllık Büyük Beşiktaş’ ın bu kadar örselenmesinden taraftarın çok rahatsız olduğunu bilmeleri gerekiyor. Başta Yalçın Karadeniz olmak üzere söz konusu kişilerin, şu atasözü üzerinde önümüzdeki birkaç gün düşünmelerini isterim;

Perşembe’ nin gelişi, Çarşamba’ dan bellidir.

Son sözüm onlara, bakın bakalım alttaki bilette maç günü olarak ne yazıyor?











Perşembe günü İnönü’ de görüşürüz beyler…

Yazar:@ozturkdursun

9 Mart 2012 Cuma

Rahvan Gitsin

08.03.2012 tarihinde Vicente Calderon Stadında Beşiktaş’ lıların içini acıtan bir maç oynandı. Sabah şöyle bir gazetelere baktım, herkes kamyon dolusu teknik eleştiri, tespit vs. yapmış. Çoğunda da haklılar ancak unutulmamalı ki bizler “Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur” demiş insanların torunlarıyız.

Adettendir ne de olsa, bende kısaca fikrimi söyleyeyim; Veli ile Quaresma’ dan daha çok Carlos Carvalhal’ in günahı olduğunu düşünenlerdenim. Son 6-7 maçtır öyle günahları var ki, eğer Cehennemin Futbol Şube Başkanlığı varsa, sırf son 2 aylık süreçteki günahları nedeniyle Carlos’ u söz konusu şubenin ekiplerine teslim etmek gerekir. Güya “kısaca” demiştim dimi? Neyse bu konuyu uzatmayayım…

Bana bir büyüğüm zamanında “yahu senin hiç ortalama işin yok. Her hareketinde, her işinde uçlardasın. Kısa vadede iyi olabilir, heyecanlıdır da ancak uzun vadede zarar görebilirsin” minvalinde sözler etmişti. Ben bu açıdan Beşiktaş’ ı kendime benzetiyorum. Çevremdekilerle ilişkilerimde bile ya çok sevilirim, ya da nefrete boyutuna ulaşırım karşıdakinin nazarında. Bir işi ya çok iyi yaparım, ya da elime gözüme bulaştırır rüsva sınırına ulaşırım. Beşiktaş’ ta çoğu zaman öyle yapıyor. Aslında itiraf edeyim, Beşiktaş’ ın bu karakterinden de zaman zaman sadistçe zevk alıyorum. Blogda yazılarını severek takip ettiğimiz bir arkadaşımız çoktan koymuştu Beşiktaş ile arasındaki ilişkinin adını; Paralyzed love-Felçli aşk! Kendisine katılmamak elde değil gerçekten…

Açık konuşayım dünkü maç oynanmadan önce maçın ortalama bir maç olmayacağını biliyordum. Ya süperötesi bir performansla çılgın atacaktık Madrid’ in çimlerinde, ya da saçma sapan bir futbol oynayacaktık ve A. Madrid bizi resmen küçük düşürecekti.

Durum 3-0’ a geldiğinde dakikaya baktım 37! Evet sadece 37, oysa ben 80’ li dakikalardayız gibi hissediyordum. İşte o an “hay si…” öhöm öhöm “hay tüküreyim böyle işe, 2. ihtimal gerçek oldu. Bari skorun üstüne yatsak” dedim. Neyse ki ilkyarı bizim kaleyi evliyalar, yeşil sarıklılar, yatırlar korudu da adamlar 45 dakikada Liverpool’u yakalayamadılar.

İkinci yarı değişiklikler, kaçırdığımız goller, orada Simao’ ya duyulan saygıya şahit olmamız, Holosko’ nun topa düzgün tepemeyerek kahraman olma fırsatını tepmesi vs. vs. vs.

Heyecanlı bir maçtı kanaatimce…

Bu arada söylemezsem ölürüm; Habertürk’ ün dünkü maça dair attığı manşete çok güldüm;
“Veli Göçer”. Aslında Veli’ nin değil günah ama manşet çok komik bence.

Turu geçer miyiz bilmiyorum ama haftaya ikinci maçın daha bir heyecanlı olacağını düşünüyorum. Bu nedenle bir aksilik çıkmazsa tribündeyim. Hem de yanımda birkaç Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarı arkadaşımla birlikte…

Biliyorum A. Madrid, deplasmanda oldukça tahripkar bir takım olabiliyor. İlk maçtan önceki 2 ihtimalin, rövanş maçı için de geçerli olacağını düşünüyorum. Ancak ben o heyecanı yerinde yaşamak istiyorum. O kadar da karamsar olmamak lazım, tamam işi sürekli gırgıra vurmayalım ama bizim tribünde de nerdeyse Ferdi Tayfur çalacaklar. Kurtulalım şu derbeder ruh halinden, gülelim birazcık, haftaya A. Madrid maçında takımımıza sahip çıkalım.

Son bir not; bu skordan sonra UEFA’da çeyrek finale gidemezmişiz, öyle diyor çoğu kişi. Biz gidemezsek, rahvan gitsin arkadaşım! Ben tribünde takımımı destekleyeceğim.

Yazar:@ozturkdursun