2000 yılında Türkiye’ ye gelen Pascal Nouma, taraftarca çok ama çok sevildi. Halen takım ne zaman geriye düşse, gol yollarında biraz etkisiz olsa kapalıdan “Fransa’ da doğdu...” nidaları yükselir. İlhan’ ın tırnağı bile olamayacağını düşünsem de Pascal’ ı bende biraz severdim. Ancak çok merak ediyorum, Quaresma Beşiktaş taraftarının dilinden düşürmediği Pascal Nouma’ dan daha mı sorumsuz diye…
A. Madrid ile oynanan ilk maçta ve sonrasında Carlos Carvalhal’ in kurnazca manevrasıyla (ve tabi ki medya desteğiyle) taraftarın önüne atılmış durumda olan Quaresma’ nın canını dişine taktığını iddia etmek en kibar deyimle saflık olur, bunu bende kabul ediyorum. Ancak son bir haftada bu kadar silinecek kadar da değil, insafsızlık etmeyin dostlar…
Takım oyunu oynamıyor, geriye gelmiyor, koşmuyor, üstüne üstlük gereksiz kart görüyor diye eleştirdiğimiz bu adam, ilahınız (!) Pascal’ dan daha sorumsuz değil bunu bilmeniz gerekiyor. Pascal’ ın kaç derbide kırmızı kart gördüğünü, kaç Avrupa maçında adam tokatladığını bilmiyorsanız Google abinize danışın. İlhan’ ın tribün lugatına “alayına isyan ulan” deyimi soktuğu o meşhur 4-3’ lük Gençlerbirliği maçında da kırmızı kart görmüştü. Pascal azıcık adam olsaydı ve sahada kalabilseydi, o maç 11-11 oynandığında İlhan daha neler yapardı. Bunun cevabını ne yazık ki asla bilemeyeceğiz.
Ha medyanın gazını yemiş olanların bir argümanı da şu; “Quaresma soyunma odasında hocaya küfretmiş, kimse Beşiktaş’ ın hocasına küfredemez!” haklısınız hocasına küfretmesi asla görmezden gelinebilecek bir şey değil, de peki soyunma odasında hocasının (Nevio Scala) kafasına telefon atan Pascal’a niye böyle tepki göstermediniz o zaman?
Diyorlar ki, Quaresma Manisa maçından önce Carlos Carvalhal tarafından affedilecekmiş. Eğer Carlos öyle bir şey yaparsa, Vicente Calderon stadının soyunma odasında Quaresma’ nın ettiği küfürlerin hepsinin altına imzamı atarım. Yeteneklerine, çılgınlığına, deli fişekliğine en çok ihtiyacımız olan, sezonun en önemli maçından önce affetme, Manisa maçında affet!! Affetmeyin ulan, şu saatten sonra Quaresma’ ya falan ihtiyacımız kalmamıştır. Sezon sonu zaten gönderilecek, ligde şampiyon olacak değiliz, Türkiye Kupası’ nda ise Tayfur arar birilerini ve rakibin kalecisinin oynayıp, oynamadığını öğrenir, maçı çözer.
Quaresma’ ya ihtiyacımız kalmadı, ne yazık ki Quaresma, Lucescu ile çalışamadı. Onun yerinde olsam Beşiktaş’ tan sonra gideceğim tek takım Shaktar Donetsk olurdu. İnönü’ nün çimlerinde olmadı ama Lucescu, onun küllerinden doğmasını sağlayacaktır. Onun gibi adamların dilinden anlayan, en çok verim alabilecek tek bir kişi var; Mircea Lucescu.
Dikkat edin, Mircea Lucescu Beşiktaş’ a gelsin demiyorum. Çünkü yıllardır 3 büyüklerde teknik direktör değiştirilmek istendiğinde herkesin “Lucescu gelsin abi” demesinden o kadar sıkıldım ki ve gelmeyeceğinden o kadar eminim ki (Ben olsam O’nun yerinde, bende gelmezdim) hiç o dallara basmıyorum. Bu nedenle Quaresma gitsin Shaktar’ a, 6 ay sonra, “Lucescu benim 2. Babam” demezse adam değilim. Quaresma’ ya sallayan arkadaşların ise “Bizdeyken adam doğru dürüst bir maç alamadı, gitti Allah’ ın Ukrayna’ sında hayatının topunu oynuyor” demeleri ise yüksek ihtimal. Tabi bunu derken, esas sorunun ne olduğunu hiç sorgulamadan, öylesine özenerek söyleyecekler…
Şunu kabul edin dostlar, ne yazık ki buralar böyle, ya yeteneği kıt-disiplini fazla, ya da yeteneği fazla-disiplini kıt adamlar geliyor. Arada bir her ikisinin olduğu adamlar da (Bunu yazarken aklıma Alex ve Hagi geldi ama Beşiktaş' lı hiçbir yabancı oyuncuyu koyamadım bu ikisinin yanına, ne üzücü bir durum) oluyor ama ne yazık ki istisnalar kaideyi bozmuyor. Ligimizin çok kaliteli olduğunu, hatta Avrupa’ nın 5. büyük (İspanya, İngiltere, İtalya, Almanya) lig olduğu yalanına bizi inandırmaya çalışanlar Fransa, Portekiz ve Hollanda ligini (Yazarın notu:Ukrayna, Belçika, Rusya' yı da daha saymadım bile) nerede kaybettiler bilemiyorum. Bunları geç, bunların haricinde bizden iyi olan 5 ülke daha sayabilirim ya, neyse…
Herkes kadar üzgünüm, dün İnönü’ de takımımı o halde görmek çok üzdü. Ne umutlarla gitmiştik, balık pazarındaki coşkuyla tüylerimiz diken diken olmuştu, birkaç bira içip adetin yerini bulmasını sağlamıştık, kapalıya girdiğimizde hummalı bir şekilde bayraklar elden ele dolaşırken, eşe dosta mesaj atıp “kapalıda hareketlilik çok fazla, maç başlarken bayrak şova dikkat” demiştik, bir düşün peşinde yola çıkmıştık ama olmadı. Dün dakikalarca söylediğimiz gibi, Başın öne eğilmesin aldırma Kartal aldırma!
Son sözümü ise Mehmet Demirkol’a ayırdım. Televizyonda “İspanya’ nın Beşiktaş’ ı ile Türkiye liginin Beşiktaş’ ı arasındaki maç” gibi bir laf etti. Aklı sıra Fenerbahçe ve Galatasaray’ ı Real Madrid ve Barcelona yapıyor. Şundan eminim Fenerbahçe’ yi Barcelona, Galatasaray’ ı Real Madrid yerine koyup, bizim kulübü küçük görüyor, o küstah surat ifadesiyle.
Bak Mehmet, Fenerbahçe Türkiye’ nin Barcelona’ sı değil, Juventus’ udur, Galatasaray ise Marsilya’ sıdır!
Bilmem anlatabildim mi?
Hadi git şimdi çay koy gel bakim…
Yazar:@ozturkdursun