25 Temmuz 2012 Çarşamba

KEYNES BAŞKAN, BEŞİKTAŞ ŞAMPİYON


Birçok insanın malumu olduğu üzere, sınırsız insan ihtiyaçlarının, kıt kaynaklarla karşılanmaya çalışılması sorunsalı iktisat biliminin amentüsüdür. Bütün ekonomi teorilerinin, araştırmaların, grafiklerin ve daha nice çalışmanın temelinde, bu denklemin iki tarafını etkin bir şekilde eşleştirme çabası yatmaktadır. Beşiktaş, ne yazık ki ciddi bir ekonomik buhran yaşıyor ve bu denklemi eşitlemeye çalışıyor ama durum pek iç açıcı değil. Bu iktisat bilimi tanımını Beşiktaş’ üzerinden yeniden yorumlarsak ortaya sanırım şöyle bir ifade çıkacaktır.

Önemli kısmı başkalarına verilmiş (ya da verilecek) olduğu için kıt bile sayılamayacak kaynaklarla, bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçların karşılanmaya çalışılmasıdır.

Kulüp o kadar kötü durumdaki, değil Fikret Orman, değil Hüsnü Güreli, ünlü İngiliz iktisatçı J. Maynard Keynes’i diriltmek ve kulübün ekonomisini ona emanet etmek ya da “hacı abi, bizim kulübün durumu için bir-iki teori ateşle bakalım” demek gerekiyor gibi…

Kulübün normal faaliyetlerinden elde edilen ya da edilecek kaynaklar kullanılamaz durumda olduğu için yönetim bir-iki cılız proje üretti, üzerine feda yazdı. Sonra yıllardır taraftar forumlarının ana gündeminde yer alan kırmızı formayı (hem de oldukça güzel bir tasarımla) çıkardı. Kombine pahalı olduğu için satılmadığını söyleyenlere karşılık verircesine fiyatları biraz da olsa indirdi. Sonuç? Tabi ki taraftardan beklediği reaksiyonu alamadı. Bizim taraftarın çok fazla para vermeyi sevmeyen profili olduğunu biliyordum ama bu dönem belki alışkanlıklarımız (-mız diyorum, çünkü kendimi o eleştirdiğim taraftardan ayrı yere koymak istemedim) değişir diye ümitlenmiştim.

Eskiden “Demirören başkan olduğu müddetçe, ben para harcamam bu kulüp için” diyenlerin, bugün “böyle saçma işler yapan yönetim olduğu müddetçe kuruş vermem” demeleri, aslında bizim taraftarın destek olmamak için hep bahaneler bulan genel profilini bir kere daha acı bir şekilde ortaya çıkarması insana hüsran veriyor. Örneğin, İstanbul’ da yaşayan, Türkiye standartlarına göre ortalamanın üzerinde gelir düzeyine sahip olan, iyi Beşiktaşlı olduğunu bildiğim bir büyüğümü kombine kart almaya bir türlü ikna edemiyorum. Misal, Eski Açık’tan taksitli alsa (aslında ona yakışan VIP tribünüdür) ayda 40 TL verecek ama onu bile esirgiyor. Sebep? Egemen’ e yol verilip, Uğur Boral’ ın transfer edilmesiymiş…

Bu işin taraftar boyutuydu. Tabi ki yönetimimizde olmadık işler yapıyor. Başkan adayı olurken, “alevler içerisinde yanan bir eve bilerek, isteyerek girdim” gibisinden bir açıklama yapan Syn. Orman’ ın yangını söndürmekten çok, eve deli cesaretiyle kendini de yakmak için girdiğini üzülerek gözlemliyorum. Oysa ben bu açıklamanın ardında şöyle bir fikri altyapı olduğunu zannetmiştim;

“Alevler içerisinde yanan bir eve bilerek, isteyerek girdim. Bu ateşi nasıl söndüreceğimi çok iyi biliyorum. Tamam ufak tefek hasarlar olacak ama bunu da herkes kabullenecektir.”

Syn. Orman’ ın acemilikler yapacağını az çok tahmin etmiştim ama bu acemiliklerin beceriksizliğe dönüşüyor olması epeyce can sıkıcı bir durum oldu. Şimdi hepsini tek tek saymak istemiyorum ama bir çırpıda aklıma gelenler, stadyum fiyaskosu, 3 kupalı bir takıma sponsor bulunamaması, Sven Goran Eriksson saçmalığının deniz feneri gibi parladığı hoca seçim süreci (ve erken eleştirmek istemiyorum ama sonucu, yani Samet Kaptan), Quaresma’ nın sürekli yıpratılması vs. vs.

Tam burada ufak bir not düşeyim: Quaresmaspor’ lu değilim ama başkanın sabah akşam orda burda Quaresma’ yı yıpratıcı açıklamalar yapmasını çok ama çok gereksiz buluyorum. Öyle bir sallıyor ki, zannedersin bütün bu olan bitenin sorumlusu Y. Demirören (ve kongrelerde O'na oyunu/oylarını satanlar ve ibra edenler) değil, Ricardo Quaresma! Tamam sat, ille de takımda kalsın demiyorum ama bir insan malının değerinin düşmesi için bu kadar çaba sarfeder mi?

Son sözüm kendilerine;

Quaresma’ ya ayırdığınız mesaiyi, kulübün ekonomisini daha belirgin bir şekilde iyileştirmeye, mantıklı tutarlı işler yapmaya ve Y. Demirören’ den hesap sormaya ayırmanızı bekliyoruz Syn. Başkan!

Bilgilerinize,

Saygılarımla

3 Temmuz 2012 Salı

YETER ULAN ADAM ÖLDÜ


Kabul etmek gerek, “Quaresma geliyor, Guti Uçakta, Almeida tamam yöneticiler eşin ikna etmeye çalışıyor, Simao hanımı boşamış, valizlerle uçağı bekliyor” haberlerini görünce bende heyecana kapıldım. Bu değirmenin suyu nerden gelir, neremize kaçar diye hesap edemedim. Yalnız şunu ifade etmekte fayda var, Portekiz furyası ile başlamadı tabi bu sıkıntı. Daha önceki yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır; “Biz aslında 30 Mayıs 2004’ te kaybettik herşeyi”

Dediğim gibi Portekiz çetesinden kurtulmakla bu işten yırtamayız. Taraftarın “Feda” tişörtü almasıyla ya da 3-5 emekçinin kulüpten uzaklaştırılmasıyla da bu iş çözülmez baştan söyleyeyim. Yönetimin işi zaten çok zor ama birde kendi yaptıkları acemilikler, yönetimdeki başıbozukluk, sırf geçmiş yıllarda BJK forması giydi diye kendini kulübün esas sahibi zannedenlerin açıklamaları, parasızlık, haklı olarak profesyonel davranıp, emeğinin karşılığını isteyen futbolcular ve tabi ki güzide Türk medyası BJK yönetiminin hareket kabiliyetini kısıtladı.

Son günlerde bu saydığım unsurlar Ivan Dragon gibi vuruyor BJK’ ye, kulüp ise Rocky gibi gardı düşmüş bir şekilde, sağlı sollu darbelere rağmen yıkılmadım ayaktayım mesajı veriyor. Ne yazık ki kulübün durumu, buram buram komünizm karalaması kokan ve sonuçta Amerika’ lıların kazandığı, hatta SSCB’de Amerikan bayrağının sallandığı Rocky 4 gibi bir film değil. İşin moral bozucu tarafı ise Ivan Dragon her geçen dakika çok daha sert vuruyor, Rocky’ nin daha ne kadar dayanabileceğini bilemiyorum. Her gün bir veya birkaç kötü haber geliyor. Camia, neyse olan oldu artık toparlanalım dediği anda hooop yeni bir kötü haber ve ertesi günlerde tekrar ve tekrar…














Durum öyle bir hal aldı ki, birinin (*) çıkıp “yeter ulan adam öldü” demesi ve toparlanmak için kulübün nefes almasını sağlaması gerekiyor.

(*) “Biri” diyerek kesinlikle T.C. Başbakanı’ nı kastetmedim. Siyasetin sporda olmasını asla istemem. Allah, BJK’ nin hiçbir yöneticisine “Başbakan’ ımızın talimatıyla kupamızı aldık, stadımızı yaptık, iflas etmek üzereyken devlet desteğiyle ayağa kaldırıldık, küme düşmekten kurtulduk” dedirtmesin. Amin.  

Yeri gelmişken Egemen olayı üzerinden kulüp-futbolcu ilişkisi üzerine birkaç kelime sarfetmek istiyorum. Egemen’ in kulüple ilişinin kesilmesini tabi ki istemezdim ama gidişi de şahsi olarak çok fazla üzmedi çünkü terbiyesizlik yaptı. Yanlış anlaşılmasın, beni bilen bilir, emeğinin karşılığı olan parayı alamayınca kulübü UEFA’ya şikayet eden oyunculara asla kızmamışımdır aksine niye ödemiyorsun diye kulübe kızarım. Adama diyorsun ki, “başka takıma gitme, gel ben sana daha fazla para vereceğim” O da çıkıp oynuyor ondan sonra parasını vermezsen (hatta sözleşmesindeki tutarda kuruş indirim yapmazsa bile) afedersin ama adam haklı beyler. Neyse konuyu dağıtmadan Egemen’ e neden kızdığıma dönelim;

Bak Egemen kardeş, şimdi kulübün durumu malum. Para yok, gelecek gibi de durmuyor. Yönetim oyunculara kılçık atıp, indirim istiyor. Yapanın başımızın üstünde yeri vardır, sen yapmadın ama dediğim gibi mecbur değilsin, sana sevgimizi etkilemez bu durum. Fakat mevcut şartlarda devam etmek üzere anlaşma yapmışken, beklenmedik anda çıkıp, elinde hançerle “benim geçen seneden alacaklarımı vermezseniz giderim. Zaten gelecek yıl ödeme yapabileceğinizi de zannetmiyorum” dersen adamlığının kaç paralık olduğunu ortaya koyarsın.

Ha tabi performansı bilinen, nasıl oyuncu olduğu bilinen adamlar parasızlık nedeniyle gönderilirken, ne olduğu nasıl olduğu belli olmayan, 26 yaşında “Genç” Olcan’a yıllık 1 milyon EUR (ayıptır söylemesi eski kulübünde 300 bin EUR alıyordu) verenlerin de kafasının ne kadar çalıştığı ortadadır. Bu konuda tek söyleyebildiğim;

“Umarım ne yaptıklarını biliyorlardır.”

Stad konusu ise ayrı bir muamma, o konuda  yapılan saçma sapan işlere yer vermek isterdim ama bu yazı çok uzar dostlar. Önceleri biraz farklıydı ama kısaca şu an ki kişisel yorumumu söyleyip müsaade isteyeceğim;

“Yok kardeşim, çıkmayalım İnönü’ den, parça parça yapalım. Ne demişler, kasaba minnet edeceğime, keser…….”

 Yazar: @ozturkdursun