Birçok
insanın malumu olduğu üzere, sınırsız insan ihtiyaçlarının, kıt kaynaklarla
karşılanmaya çalışılması sorunsalı iktisat biliminin amentüsüdür. Bütün ekonomi
teorilerinin, araştırmaların, grafiklerin ve daha nice çalışmanın temelinde, bu
denklemin iki tarafını etkin bir şekilde eşleştirme çabası yatmaktadır.
Beşiktaş, ne yazık ki ciddi bir ekonomik buhran yaşıyor ve bu denklemi
eşitlemeye çalışıyor ama durum pek iç açıcı değil. Bu iktisat bilimi tanımını
Beşiktaş’ üzerinden yeniden yorumlarsak ortaya sanırım şöyle bir ifade
çıkacaktır.
Önemli
kısmı başkalarına verilmiş (ya da verilecek) olduğu için kıt bile sayılamayacak
kaynaklarla, bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçların karşılanmaya çalışılmasıdır.
Kulüp
o kadar kötü durumdaki, değil Fikret Orman, değil Hüsnü Güreli, ünlü İngiliz
iktisatçı J. Maynard Keynes’i diriltmek ve kulübün ekonomisini ona emanet etmek
ya da “hacı abi, bizim kulübün durumu için bir-iki teori ateşle bakalım” demek
gerekiyor gibi…
Kulübün
normal faaliyetlerinden elde edilen ya da edilecek kaynaklar kullanılamaz
durumda olduğu için yönetim bir-iki cılız proje üretti, üzerine feda yazdı.
Sonra yıllardır taraftar forumlarının ana gündeminde yer alan kırmızı formayı
(hem de oldukça güzel bir tasarımla) çıkardı. Kombine pahalı olduğu için
satılmadığını söyleyenlere karşılık verircesine fiyatları biraz da olsa
indirdi. Sonuç? Tabi ki taraftardan beklediği reaksiyonu alamadı. Bizim
taraftarın çok fazla para vermeyi sevmeyen profili olduğunu biliyordum ama bu
dönem belki alışkanlıklarımız (-mız diyorum, çünkü kendimi o eleştirdiğim
taraftardan ayrı yere koymak istemedim) değişir diye ümitlenmiştim.
Eskiden
“Demirören başkan olduğu müddetçe, ben para harcamam bu kulüp için” diyenlerin,
bugün “böyle saçma işler yapan yönetim olduğu müddetçe kuruş vermem” demeleri,
aslında bizim taraftarın destek
olmamak için hep bahaneler bulan genel profilini bir kere daha acı bir
şekilde ortaya çıkarması insana hüsran veriyor. Örneğin, İstanbul’ da yaşayan,
Türkiye standartlarına göre ortalamanın üzerinde gelir düzeyine sahip olan, iyi
Beşiktaşlı olduğunu bildiğim bir büyüğümü kombine kart almaya bir türlü ikna
edemiyorum. Misal, Eski Açık’tan taksitli alsa (aslında ona yakışan VIP
tribünüdür) ayda 40 TL verecek ama onu bile esirgiyor. Sebep? Egemen’ e yol verilip,
Uğur Boral’ ın transfer edilmesiymiş…
Bu
işin taraftar boyutuydu. Tabi ki yönetimimizde olmadık işler yapıyor. Başkan
adayı olurken, “alevler içerisinde yanan bir eve bilerek, isteyerek girdim”
gibisinden bir açıklama yapan Syn. Orman’ ın yangını söndürmekten çok, eve deli
cesaretiyle kendini de yakmak için girdiğini üzülerek gözlemliyorum. Oysa ben bu
açıklamanın ardında şöyle bir fikri altyapı olduğunu zannetmiştim;
“Alevler
içerisinde yanan bir eve bilerek, isteyerek girdim. Bu ateşi nasıl
söndüreceğimi çok iyi biliyorum. Tamam ufak tefek hasarlar olacak ama bunu da
herkes kabullenecektir.”
Syn.
Orman’ ın acemilikler yapacağını az çok tahmin etmiştim ama bu acemiliklerin
beceriksizliğe dönüşüyor olması epeyce can sıkıcı bir durum oldu. Şimdi hepsini
tek tek saymak istemiyorum ama bir çırpıda aklıma gelenler, stadyum fiyaskosu,
3 kupalı bir takıma sponsor bulunamaması, Sven Goran Eriksson saçmalığının
deniz feneri gibi parladığı hoca seçim süreci (ve erken eleştirmek istemiyorum
ama sonucu, yani Samet Kaptan), Quaresma’ nın sürekli yıpratılması vs. vs.
Tam
burada ufak bir not düşeyim: Quaresmaspor’ lu değilim ama başkanın sabah akşam
orda burda Quaresma’ yı yıpratıcı açıklamalar yapmasını çok ama çok gereksiz
buluyorum. Öyle bir sallıyor ki, zannedersin bütün bu olan bitenin sorumlusu Y.
Demirören (ve kongrelerde O'na
oyunu/oylarını satanlar ve ibra edenler) değil, Ricardo Quaresma! Tamam
sat, ille de takımda kalsın demiyorum ama bir insan malının değerinin düşmesi
için bu kadar çaba sarfeder mi?
Son
sözüm kendilerine;
Quaresma’
ya ayırdığınız mesaiyi, kulübün ekonomisini daha belirgin bir şekilde
iyileştirmeye, mantıklı tutarlı işler yapmaya ve Y. Demirören’ den hesap
sormaya ayırmanızı bekliyoruz Syn. Başkan!
Bilgilerinize,
Saygılarımla
