29 Temmuz 2013 Pazartesi

FERNANDES'İ HARCAYACAKLAR MATMAZEL

Son günlerde kaptanlık mevzusu yine açıldı. Zaten bu konu sürekli ısıtılıp, ısıtılıp önümüze getirilmekte ve her nasılsa o yaşananların sonunda kazanan hep İbrahim Toraman olur. Bu durumu G. Lineker tarzı yorumlayacak olursak;

“BJK’ de kaptanlık, sürekli başka oyunculara verilmek istenen ama bir şekilde (!) İbrahim Toraman’ da kalan bir müessesedir.”

İbrahim Toraman’ ı bende sizler gibi, ekrandan tanıyorum. Ancak Beşiktaş’ ı çok yakından takip eden ve önemli ulusal gazetelerden birinin spor müdürü olan biriyle “Fernandes hakkında çıkan haberler” üzerine sohbet ederken, şu sözleri söylediğinde Toraman hakkındaki kanaatim netleşmişti(*);

“Aslında İbrahim Toraman karıştırıyor ortalığı, tamam Fernandes’ in de hatalı davranışları var ama bunu çok sıkı fıkı olduğu bazı muhabirler aracılığıyla basına sızdıran, hatta kendine yakın oyuncuları Fernandes’ e karşı örgütleme çabasında olan bir kaptanı var Beşiktaş’ ın!!!”


(*) Hırsını, mücadelesini severim o ayrı ama Toraman, benim için İ. Üzülmez’ i tahrik eden ve kulüpten kovulmasına neden olan adamdır.


Tamam herkes ekmeğinin peşinde, bir gazeteci aldığı duyumu, haberi yayınlamakla mükelleftir. Ancak BJK muhabirlerinin çoğu, habercilikten ziyade,

-         Kulüp içi dengeleri organize etmeye, yönetmeye çalışıyorlar,
-         Yakın oldukları futbolcuların/yöneticilerin lehinde haberler yapma gayreti çalışıyorlar,
-         Patronlarının (kimi kastettiğimi anlamayanlara ipucu: tüpçü) kendisinden sonraki başkanı itibarsızlaştırma amaçlarına, bile isteye, gönüllü olarak alet olurlar. (Bkz: Siz Tanrı parçacığı mısınız?)

Fikret Orman yönetiminin bu tip insanlarla daha çok başı ağrıyacaktır. Ancak bence bunun çözümü oldukça basittir;

Bu tip maksatlı haberler yapan, takımın ahengini bozmaya yönelik olarak kamuoyu oluşturmaya çalışan isimleri tek tek tespit edeceksin. Antrenmana almayacaksın, hatta çalıştıkları kurumun diğer mensuplarına da boykot uygulayacaksın.

Farkındayım bu çözüm önerisi, pek insancıl değil, hatta gaddarca ama bence böyle yapılmadığı müddetçe başta tüpçü medya olmak üzere, Toraman ve avanesi takımı karıştıracaklar. Şu anda da hedefte Önder Özen ve Beşiktaş düşmanlarının ezeli ve ebedi malzemesi M. Fernandes olacaktır. Kaptanlık meselesi nedeniyle de özellikle Fernandes ağır risk altındadır.

Aşağıda, hangi takımı tuttuğu dahi bilinmemesine rağmen, Beşiktaş kongrelerinde en saflarda yer alan, Toraman’ dan sızdırdığı bilgilerle medyada kendine yer edinen ve maalesef birçok Beşiktaşlı tarafından “hakiki BJK muhabiri” zannedilen Figen Civan’ ın attığı tweetler var.





















Şu hadsizliğe bakar mısınız? Kendi çapına bakmadan, koskoca Beşiktaş kulübünün sportif direktörünü (Z. Önder Özen isminden bağımsız söylüyorum), alenen tehdit ediyor, ayar veriyor küçük hanımefendi(!!!)

Yönetimin acilen bu konuda bir şeyler yapması gerekiyor…

DOLMABAHÇE ANTİK KENTİ BULUNDU

Yıllardır beklenen “kazmayı vurma” izninin alınmış olması, benimde dahil olduğum çok sayıda Beşiktaşlıyı, hem mutlu etti, hem de korkuttu.

Mutlu etti çünkü, artık endüstriyel bir hal alan futbolun en önemli besin kaynağı para oldu. Ve rakiplerinizin yeni statları para basarken, sizin maçlarınızı eski bir statta yapmanız, gelirlerinize önemli bir darbe vuruyordu. Geç kalınmış her sezon, onlarla aradaki farkın büyümesi demekti.

Korkuttu çünkü, İnönü Stadı rant açısında İstanbul’ un (hatta ileri gideyim, bence tüm Türkiye’ nin) en kıymetli yerinde bulunuyordu. Ve yıllarca ülkeyi, kaynaklarını, halkını talan etmeye doyamamış olanların, bir şekilde o değerli araziyi, tarihi eser, doğal görünüm vb. sebepler öne sürerek BJK’ ye yedirmemek için can havliyle saldıracak olmalarının tarafımızca iyi biliniyordu.

Stat kaydı, kayıyor, kayacak derken bakan değişti ve işler hızlandı, inşaat izni alındı.

Sonra Çarşı grubunun Gezi parkı olaylarında takındığı tavır nedeniyle tee Ankara’ da oturan, gözlüklü, sempatik olduğunu zanneden ama aslında hiç sevimli olmayan biri (kalbim kadar temiz olan bu sayfada O’ nun adını anmak istemiyorum, anlamışsınızdır kim olduğunu) inşaata siyaseti soktu.

Muhtemelen o tıynette olanlardan birisi de geçenlerde bir fotoğraf çekerek, inşaatta tarihi eser bulunduğunu iddia etti. Başta radikal olmak üzere necip Türk medyası ise balıklama atladı. Zaten (diğer takım taraftarı olan gazetecileri geçtim) Beşiktaşlı olan medya mensupları dahi, sürekli bu kulübe zarar vermiştir, verecektir.

“Ulan, o tarihi eser çıktığını söylediğiniz yer, yeni açık tribünün bulunduğu yer, yani daha toprak altına bile girilmedi, nasıl bir tarihi eser çıkabilir tribünden” demeye kalmadan, inceleme başladı. Hoş, toprak altına girilse bile, eskiden ahır olduğu bilinen bir yerden çıksa çıksa at toynağı çıkar, onu da Beşiktaş düşmanları evinin duvarına assınlar.

Sonuç, inşaat devam ediyor.



Derken elime bazı fotoğraflar ulaştı. Hakikaten İnönü stadında tarih eser çıkmış. Hem de ne tarih, bütün tarih kitaplarını çöpe atın. Zira aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere, Dolmabahçe’ de antik kent kalıntılarına ulaşılmış. Hem de bir ucu İzmir/Selçuk’ ta bulunan Efes Antik kentinin, İstanbul’ da ki kısmıymış. Bu durum, fotoğraflardan da gayet net anlaşılıyor. Neyse bize de artık oraya gidip, hacı olmak düşer!






Tarihi eser bulunsun da inşaat dursun diye sabah akşam dua edenlere not: Lan bi gidin işinize!!



15 Temmuz 2013 Pazartesi

BEŞİKTAŞ' TA Kİ GELİŞMELERLE İLGİLİ BİRİKTİRDİKLERİM

Bazı sebeplerden ötürü epeydir Beşiktaş ile ilgili yazı yazmıyordum. Lig biteli 2 aydan fazla bir zaman geçti, Beşiktaş’ ta çok önemli gelişmeler oldu, yazmak istedim ama yazamadım. Bir süre sonra yazarım dedim. Tabi bu esnada gelişmeler birikti, birikti ve birikti…

Bu nedenle bazı başlıklar üzerinden “kısaca” görüşlerimi bildirmek istedim. Bu yazıyı yeni sezon öncesinde bir kolaj çalışması olarak kabul edebilirsiniz. Aşağıdaki konulardan bazılarıyla ilgili derinlemesine yorumlarımı ise ilerleyen günlerde yapmayı planlıyorum.

UEFA CEZASI

2010-2011 sezonunda baş döndürücü transfer hamlelerinden beklediği sonucu alamayan yöneticiler ve özellikle yedek hoca (!) gelecek yıl yerlerini garantiye alabilmek için bir takım haltlar karıştırmışlar. Bu haltlar şike midir, bence değil ama kulübün adının utanç verici dava dosyalarında geçmesine yetti.

UEFA disiplin kurulu 1 yıl men cezası verdi. (Bu arada iş öyle saçma oldu ki, 1 yıl UEFA kupasına gidebilmek için 2 yıldır UEFA’ ya gidemez hale gelmek üzereyiz. Sizin matematiğinizi…)

Evet cezanın ertelendiği söyleniyor. Ancak belirtmek gerek, bu durum ceza aldığımız anlamına gelir ama ne için verildi bize bu ceza? Spor hukukçusu değilim, kulüpte derin abiler tanımıyorum. Sadece okuduklarımdan anladığım; biz şike suçlaması nedeniyle cezalandırılmadık. Şike yaptığımız (tabi UEFA’ nın iddiasıdır bu) halde “Biz şike falan yapmadık” diye beyanda bulunup, o sezon Avrupa turnuvalarına katıldığımız için aldık. UEFA’ nın yerel ligde yapılan bir şikeye Avrupa’ dan men cezası (Geriye dönük olarak hem de) vermesini mantıksız buluyorum. Böyle düşünmemin en önemli sebebi de şike yaptığı alenen bilinen Steau Bükreş takımına men cezası verilmemesi. S. Bükreş takımı yerel federasyondan o olay için ceza (puanı silindi yanlış hatırlamıyorsam) almış, kurumsal olarak “suçunu kabul etmiş ve özür dilemiş” ve Avrupa maçlarına çıkabilmek için UEFA’ ya yalan söylememiştir. Bu nedenle UEFA tarafından ayrıca cezalandırılmamıştır. Yoksa Steau Bükreş’ in eti ne, budu ne ki bizim camialarımızın yapamadığı kulisi yapabilsin. Eğer dünyanın herhangi bir kurumunda Romanya kadar bile lobimiz yoksa kapatalım kepenkleri, ülkeyi fesh edelim, gidelim. O yüzden S. Bükreş örneği çok doğru bir karşılaştırma değil sanki. Olayı da “Biz Türk olduğumuz için bize çifte standart uygulandı” gibi, 20-30 sene öncesinin paranoyalarıyla açıklamak, işin kolayına kaçmaktır.

Umarım UEFA Temyiz Mahkemesi (herkes “Tahkim” diyor ama doğrusu bu), lehimize karar verir. Kötü ve utanç dolu geçen 9 yılın son ayağı da bu olur. O İBB’ nin başımıza bir çorap öreceği belliydi aslında, koca camianın üzerine kabus gibi çöküp, gittiler resmen…


STADYUM

Not: Bu başlıkta yazacaklarım için rakip takımları tutan dostlarım kusura bakmasınlar.

Fenerbahçe, stadını bizimle ortak kullanmak için “Galatasaray’ ın da izin vermesini” şart koştuğunda bu işin olmayacağı belliydi. Zira Galatasaray’ ın asla bu işe “evet” demeyeceğini biliyorlardı ve bence böyle yaparak kaçak güreştiler. Yani Galatasaray hiç olmazsa, kabul etmeyeceğini açık açık söyledi ama Fenerbahçe yönetimi sarı kırmızı camianın arkasına saklandı. Hiç şık değildi ve son yıllarda oluşan dostluk köprüsünün Thor’ un çekiciyle kırılmasından farksızdı.

Elde 2 alternatif var;

Birincisi, Olimpiyat stadı ama orayı da Önder Özen ve futbolcuların hiç istemediği biliniyor. Biletler ucuz bile olsa, takım şampiyonluk yarışı veremezse, ortalama 5-6 bin kişiyle oynarız diye düşünüyorum.

İkincisi Kasımpaşa stadı (Evet, Atatürk havaalanına ısrarla Yeşilköy Havaalanı diyenler, niye öyle diyorsa bende bu sebeple o stada Kasımpaşa stadı diyorum). Tribünlerin sahaya yakınlığı, ulaşım gibi nedenlerle en cazip seçenek gibi duruyor. Ancak oradan da çatlak sesler çıkıyor ve bu durum, yani 3 kuruşluk camia ile muhatap olmak ve üzerine birde istenmemek yeterince üzücü bir husus bizler için.

Ha yeri gelmişken söyleyeyim, Gezi direnişinde Çarşı’ nın arkasına saklanarak eylem yapan bazı arkadaşlar da “Çarşı koltuklarımıza zarar verir” diye su koyvermeye başladı. Haziran ayının ilk günlerinde Köyiçi’ nde Çarşı ile buluşup, kolkola Taksim’ e çıkarken tüylerinin diken diken olduğunu söyleyenlerin bir kısmının şimdi, “babalarının malı (!!)” olan statlarına o insanların zarar vereceğine inandığını söylemelerini tarih affetmeyecektir. Tarih affetse ben affetmeyeceğim. Çocuğuma bile bu ihaneti (hatta daha sert söyleyeyim; dönekliği) anlatacağım.


GENÇLEŞTİRME OPERASYONU

Yıllardır aynı şeyler söylenir; “takımın yaş ortalamasını düşüreceğiz, kadromuzda 24 yaşın altında şu kadar futbolcu var, kolej takımı oluşturuyoruz, hocamız da zaten gençlere şans vermeyi seven bir hoca vs. vs.” her sene inanırım bu söylemlere ancak geçen yıl olduğu kadar hiç ümitlenmemiştim. Fakat sahaya çıkan oyuncularımızın yaş ortalaması genelde 28-29 civarında oldu. Bu yıl yine aynı şeyler söyleniyor, Önder Özen etkisiyle son bir şans veriyorum. Eğer bu yıl da yaş ortalaması 28 olan bir kolej takımı olursak, bir daha asla bu tip söylemlere inanmayacağım.

Z. ÖNDER ÖZEN

Hakkında söylenecek çok şey var ama özetleyecek olursak;

Evet bu futbol filozofu Beşiktaş’a sportif direktör oldu. Hakkında klasik saçmalıklar öne sürüldü, tonla çamur atma girişimleri de yapıldı. Hatta ilk basın toplantısında adama “Siz Tanrı parçacığı mısınız?” şeklinde soru soran bir insan parçacığı bile oldu. Ama ben bu adama güveniyorum. 18 Haziran 2013 tarihli basın toplantısını cd’ ye kaydedip, arabada giderken falan tekrar tekrar dinleyesim geliyor. Ama üzülerek söylüyorum ki, bu adamı da (İ. Altınsay örneğinde olduğu gibi ) kaçıracaklar gibime geliyor. İ. Altınsay’ dan geriye bir tek Oğuzhan hatıra kaldı, Önder Özen’ den ise bir tek Pedro Franco hatıra kalacak gibi. Umarım yanılırım.


SLAVEN BİLİÇ

Adam gitar çalıyor, küpe takıyor, dövmeleri var, atlıyor zıplıyor, asi, sosyalist gibi söylemlere bakınca aklıma şu geliyor; Beşiktaş’ a hoca değil, kendimize arkadaş almışız! Carvalhal’ de çok iyi insandı ve gol atınca çok güzel seviniyordu.

Kriterler bunlar olmamalı bence…

Bunu söyledim diye Biliç hamlesini eleştirdiğim zannedilmesin, İyi bir hoca olup, olmadığını zaman gösterecektir. Yönetim bir kumar oynamıştır ama bence iyi bir kumar oynamıştır. Ben olsam bende mevcut durumda Biliç’ i getirebilirdim, eleştirdiğim tek nokta şudur;

Beşiktaş taraftarının futbol dışı özelliklerden etkilenerek “Geleneksel böyle hocamız/futbolcumuz olsun şampiyon olmasak da olur şenliklerini” başlatmasıdır.

KALECİ SORUNU

En iyi seçenek Tolga Zengin’ dir ama aynen stadyum olayında olduğu gibi konu çok uzamıştır. Her gün gazetelerde “Tolga Zengin müjdesi, Tolga’ da sorun çıktı, Tolga ile şu kadar paraya anlaşıldı, Trabzon yönetimi rest çekti” şeklinde haberler okumaktan sıkıldım. Tamam Tolga’ nın kendisi (ailevi sebeplerle) gelmeyi çok istemektedir ama Trabzonspor yönetiminin bu kadar uzatmasını yakışıksız buluyorum. Hele “satmıyoruz” açıklaması, başkanlarının “Top yuvarlak ama biz değiliz. Tolga’ yı satmayacağız.” gibi açıklamaları, bu transfer hikayesini mide bulandırıcı seviyeye indirmiştir. Görüşüm; “2,5 milyon EUR’ ya veriyorsan ver, yoksa keyfin bilir.” şeklindedir.

İkinci alternatif Sinan Bolat ile ilgili olarak da attığı kafa golü ve yerdeyken kurtardığı bir pozisyon (ki bu pozisyon Sinan ile ilgili haberlerin videolarında hep kullanılır) dışında bildiğim bir şey yok.

En azından gerçek hayata dair. Böyle diyorum çünkü kendisi Futbol Manager’ da çılgın atan, milli takımın değişmez kalecisi olan, birkaç kez Avrupa’ da en iyi kaleci seçilen, 32 yaşında bile M. United’a 8 milyon Sterlin’e (hem de hile yapmaksızın) satılabilen bir kaleci olduğu için FM editörlerine güvenmek istiyorum. Ancak Sinan Bolat’ ın o oyundaki başarısını ve gerçek hayattaki durumunu karşılaştırınca aklıma hep Maxim Tsigalko geliyor. (O oyunu 10 yıl önce oynamış olanlar ne demek istediğimi anlamıştır.)


Ha bir de, adettendir;

YILDIRIM DEMİRÖREN

Yeter.






Sağlıcakla kalın.