28 Aralık 2011 Çarşamba

Federasyonun Koyunu, Sonradan Çıkar MAA' nın Oyunu

MADDE 58 – MÜSABAKA SONUCUNU ETKİLEME

(1)    Müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkilemek veya buna teşebbüs etmek yasaktır. Bir futbolcuya veya kulübe teşvik pirimi verilmesi de bu kapsamdadır.

(2)    Bu hükmü ihlal eden kişiler, bir yıldan üç yıla kadar müsabakalardan men veya hak mahrumiyeti cezasıyla; kulüpler ise küme düşürme cezasıyla cezalandırılır. İhlalin ağırlığına göre küme düşürme cezasına ek olarak puan indirme cezası da verilebilir.

(3)    İhlalde sorumluluğu bulunan kişi veya kulüplere ayrıca para cezası verilir.

(4)    Anılan yasağın hakemler tarafından ihlali halinde sürekli hak mahrumiyeti cezası verilir.

(Kaynak: http://www.tff.org/Resources/TFF/Documents/0002012/TFF-Dokuman/Talimatlar/FutbolDisiplinTalimati.pdf)

Son günlerin üzerinde en çok tartışılan maddesi işte budur. Kim yazdıysa tebrik etmek gerek, çünkü gayet açık ve köşeli kelimeler kullanılmış. Örneğin “küme düşürme cezası ile cezalandırılabilir” denmeyerek, Türk milletine özgü esnet-gevşet-duruma uyarla girişimlerinin önüne geçmiş ve doğrudan “cezalandırılır” ifadesine yer verilmiş. Böyle yazsa bile biz Türk milleti “Anayasa bir defa delinmekle bir şey olmaz” diyen adama yasama ve yürütmeyi teslim ettik. Ne yazık ki bu olayda da madde de ki ifade üzerinde oynanamazsa, maddeyi değiştiririz fikri ortaya atıldı futbolumuzun akil adamları tarafından…

Daha bu hafta sonu Kadıköy meydanında gövde gösterisi yaparak başkanlarının ve kulüplerinin hiçbir suça bulaşmadığını tüm ülkeye ilan edenler de maddenin değişmesinin en ateşli savunucuları oldular. E güzel kardeşim sormazlar mı adama, “madem suçsuzsun, ne diye bu maddenin değişmesi için ortalığı ayağa kaldırıyorsun” diye…

Tabi bu maddenin değişmesi için çaba gösteren Anadolu kulüplerinin başkanlarını bir nebze anlayabiliyorum. Fenerbahçe’ nin küme düşmesi demek, onlar için daha büyük bir tahribata neden olacaktır ama bizim başkanın ne işi var o adamların yanında? Fenerbahçe küme düşerse, yayın gelirleri çok düşermiş. Lig Tv’ den gelen paralarla Quaresma’lar, Almeida’ lar, Elmander’ ler geliyormuş, falan filan… Böyle kirli, onursuzca elde edilmiş paralarla geleceğine hiç gelmesin ulan! 80’ li yıllarda yabancı yıldız mı vardı, o günlerde nasıl sevdiysek ve izlediysek şimdi de öyle yaparız.

Bu maddenin değiştirilmesi girişimlerinin karşısında aniden, şaşırtıcı bir şekilde şövalyeleşen Tırkiyi Fıtbıl Fıdırısyını Bışkını Syn. Mehmet Ali Aydınlar’ ın hesabının ise çok başka olduğunu düşünmekteyim;

Şimdi bu adamcağız (ki şahsen, tamamen temiz duygularla başkan olduğundan adım gibi eminim) federasyon başkanı olduğunda kucağında “3 Temmuz bombasını” buldu. Ticaretten anlıyor ancak belli ki bu tip cambazlıklarda çok fazla başarılı olacak birisi değil. Şike olayı patladığından beri, bırakıp kaçmak istiyor ancak bırakıp kaçarsa, o günden sonra Türkiye’ de her kesim (!) tarafından dışlanacağını biliyor, bu nedenle bırakıp kaçamıyor. E adam özünde Fenerbahçeli, doğal olarak kulübünün bu durumuna da çok üzülüyor olmalı. Tam çaresizlik içerisinde şaşkın şaşkın akıntıya kendini bırakmışken, birisi “58. Maddeyi değiştirelim ve küme düşme olmasın” fikrini ortaya attı. O esnada bizim Mehmet Ali’ nin kafasında ampul yandı. “yırttım bu işten, hem de öyle bir yırttım ki hem bu federasyon başkanlığından kurtulacağım, hem Fenerbahçe küme düşmeyecek, kimse arkamdan kötü konuşmayacak ve en güzeli de dışlanmayacağım” dedi kendi kendine. Hemen esaslı bir plan hazırladı ve ilk hamleyi yaptı;

-          “Ben bu Federasyonun başkanı olduğum müddetçe, 58. Maddenin değiştirilmesine asla izin vermeyeceğim. Öyle bir kararın altında asla Mehmet Ali Aydınlar imzasını göremeyeceksiniz” (hayyytt yürü be başkan!)

Ancak biliyor ki, bu Fenerbahçe camiası arkasına da Kulüpler Birliği’ ni almışken ne yapar eder o maddeyi (Zımni siyasi baskı da sağlayarak) değiştirtir. Böylesine sivri uçlu bir açıklama yaparak ülkeye “bakın ben alavere dalavere peşinde koşmadım, koşmam. Ben layıkıyla görevimi yapmak isteyen bir başkanım” mesajını verdi. Baskılar sonucunda maddede değişiklik yapılacak ve yeni metin adamımızın önüne gelince “bizde söz ağızdan bir kere çıkar” deyip, istifa edecek.

Mehmet Ali açısından sonuç:

1-      Fenerbahçe küme düşmemiş olacak,
2-      Federasyon başkanlığından kurtulmuş olacak hem de kahramanca ayrılmış olacak.

Mehmet Ali’ nin iç sesi: Ne olur ne olmaz, dışlanırsam şirketler sakata gelmesin diye hisseleri elden çıkarmakla iyi etmişim. Şimdi hangi iş koluna el atsam acaba? Neyse çok yoruldum, aslında güzel bir tati…

Sekretere: Kızım bını Mıldivliri bir ıçık biliti ıyırlıyın…

----------------------------------------THE END----------------------------------------

Yazar: @OzturkDursun

22 Aralık 2011 Perşembe

Lucescu Haklıymış Beyler

“Beşiktaş Teknik Direktörü Mircea Lucescu' nun 6 Şubat'ta 1-1 biten Ankaragücü maçından sonra söyledikleri hakkında soruşturma açıldı. Başkentte iki puan bıraktıktan bir gün sonra sahada engellendiklerini öne süren Rumen teknik adamın, "Güven ve adalet kavramının sarsıldığı bu ortamda Türk futbolu kaosa sürükleniyor. Sosyal bir patlama meydana gelmeden parlamentonun bu olaylara müdahale etmesi gerekir. Benzer olaylar Çavuşesku döneminde Romanya'da da yaşandı. Türkiye de şu anda böyle bir kaos ortamına sürükleniyor. Parlamentoyu bu yüzden göreve çağırıyorum" açıklaması yüzünden ifadesine başvurulacak.”

Yukarıdaki satırlar 07.04.2004 tarihli Sabah gazetesinde yayınlanan bir köşe yazısından alınmıştır. 100. yılında vasat (İlhan ve Sergen hariç) sayılabilecek bir kadroyu yenilmez armadaya çeviren M. Lucescu -nam-ı diğer kurt hoca Lukesku- ertesi sezon (aslında sezonun 2. yarısı) o muhteşem eserinin yerle yeksan edilmesi sürecinde bu şekilde feryat etmişti. Bizim güzide basınımız ise bu sözleri oldukça yadırgamış ve çıkıp Türk halkından özür dilemesi gerektiğini belirtmişti. Oysa son yaşananlar gösteriyor ki bizim kendisinden özür dilememiz gerekiyormuş ya da onun başta Çavuesku’ nun varisleri olmak üzere Romanya halkından özür dilemesi…

Aziz Yıldırım’ ın “alınmasıyla” başlayan süreçte, ilk başta iddia edilenler fazla abartılıydı kabul edelim. Hatta itiraf ediyorum, ben de o günlerde harbiden Emenike’ nin para sayarken görüntülendiğine falan inanmıştım. Fakat sonrasında “ulan” dedim kendi kendime “galiba abartıyorlar, nato mato işleri doğru mu acep?”

Neyse aylar geçti, iddianame açıklandı ve gördük ki, tarla harbiden yeşillenmeye yüz tutmuş, ardından ek klasörler saçıldı ortalığa ve baktık ki inşaatlar (!) tam gaz devam etmiş. Özellikle ek klasörlerden ortalığa saçılan tapeler (bu arada Tape ne lan? Konuşma kaydı demek en doğrusu sanırım) incelendiğinde, o çok sevdiğimiz oyunun aslında kötülerin elinde olduğunu görülmektedir.

O dönem yani Fenerbahçe’ nin Çaykur Rizespor ile yaptığı tekrar maçında, FB’ nin devre arasında yaptığı transferlerin oynatılmasına izin verilmesiyle (dikkat !) başlayan ve Fenerbahçe’ nin 11 puan geriden getirilip (!) şampiyon yapıldığı süreçte arka planda neler döndü bilinmez. Ancak o sezondan sonra Beşiktaş’ ım belini 3-5 sene doğrultamadı. Aslında o sezon futbol takımının menajeri olan Sinan Engin’ in Aziz Yıldırım’ la konuşurken Fenerbahçe’ den “Biz” diye bahsetmesi bir nebze ışık tutuyor ama somut veri yok elimizde.

Televizyon ekranlarında adamlık dersi vermesinin yanı sıra ebedi hayata geçmiş olan bir siyasi parti liderinin arkasından şiirler yazarak aklı sıra milliyetçiliğini, delikanlılığını dünya âleme göstermek isteyen adamın, kulüp başkanına 18 yaşında (yuh be, daha çocuk sayılır vicdansız) bayan ayarlama gayretinde olduğunu gösteren konuşma kayıtlarına ise hiç girmek istemiyorum. İnanın midem kaldırmıyor.

Ha tabi “darağacında bile olsam son sözüm Fenerbahçe” dediği iddia edilen kişinin söz konusu spor kulübüne küfrettiğinin ortaya çıkması ise evlere şenlik…

Bizim genel koordinatörün bir menajer bozuntusuyla kendi futbolcusunu çekiştirmesi ve ondan “i… Guti” diye bahsetmesi ise C. Carvalhal’ e daha bir sıkı sarılmamız, sahip çıkmamız gerektiğini gözler önüne serdi.

Şu anda tutuklu veya tahliye edilmiş olan bu futbol insanları muhakkak isnat edilen suçlamaların belli bir bölümünden aklanacaklardır. Fakat hepsinden aklansalar bile (ki hiç sanmıyorum) o konuşma kayıtları, ülke futboluna yön veren adamların en azından bir kısmının kötü kalpli olduğu gerçeğini değiştirmez.

Yani ülke futbolu aslında, sahibinin 1 milyon USD’ lik para harcayarak yalnızca dış görüntüsünü güzelleştirdiği ancak içi kof olan Van’ da ki Bayram otel gibiymiş ne yazık ki…

20 Aralık 2011 Salı

Yapamıyorsun Beyim!

Ligde 16 hafta geride kaldı ancak ne yazık ki, geriye dönüp baktığımda aklımda kalanlar; şike soruşturması, Serdal Adalı’ nın pazardaki limondan bile kolay satılması, Hasagiç gibi bir kalecinin oynayıp oynamadığını T. Direktörümüzün “ne pahasına olursa olursun” öğrenmek için girdiği mücadeleydi. (Yazarın notu: Hasagiç değil sanki Buffon, oynasa ne olur, oynamasa ne olur. Hiç yakışmadı koca Beşiktaş’ ın hocasına!)

Futbol takımı Avrupa’ da grubu lider tamamladı, ligde de ilk 3’e yerleşmiş durumda yani işler fena değil ama yukarıda saydıklarım benim gibi futbol sevdalılarının -pardon düzeltiyorum- Beşiktaş sevdalılarının ağzında kekremsi bir tat bıraktı. Tamam şikeye uzaktan yakından bulaşmamışız, Hakkı’ nın Şeref’ in takımı, hukuk dışı işler yapmamış ama aklıma Almeida’ nın kupa törenindeki sevinci geliyor. Sonrasında da Tayfur Hoca’ nın o menajer bozuntusuyla yaptığı telefon görüşmeleri…

Vallahi ne yalan söyleyeyim, içimde bir burukluk var. O kadar iddia, delil, şahit ve itirafçı varken bile hala haksızlığa uğradıklarını, kendilerine komplo kurulduğunu ciddi ciddi iddia edebilen Fenerbahçe taraftarlarına ise söyleyecek söz bulamıyorum. Allah ıslah etsin hepsini…

Syn. Yeter (!) Demirören’in savcıya verdiği ifadelerde Serdal Adalı’ yı pazardaki limondan bile kolay sattığı ve Serdal Adalı’ nın buna doğal olarak çok fena içerlediği (duyunca kafasını duvarlara falan vurmuş diyolla) söyleniyordu. Serdal Adalı’ nın çıkar çıkmaz İstanbul’ dan uzaması da bu iddiaları doğruluyor gibi. Eğer yaptıysa bir Beşiktaş aşığı olarak hakkımı helal etmiyorum Y. Demirören’e! Derhal başkanlıktan ayrılsın diyeceğim ama galiba oğlu (hani şu Portekizlilerin imza töreninde ortalıkta dolanan sevimli ufaklık) büyüyene kadar Beşiktaş’ ın başkanı olarak kalacak. Şeytan diyor ki, git şirketine, dal odasına ve selam kelam etmeden dal mevzuya;

-          Bak Beyim, koskoca adamsın, milyonların var, para babasısın, emrinde adamların var ama olmuyor işte zorlamanın alemi yok. Her fırsatta “Çoluğumun çocuğumun rızkı” diyerek verdiğin paraları koz olarak kullanıyorsun fakat başkanlığı beceremiyorsun. Dokunma Beşiktaş’ıma, dokunma sevdama, dokunma asil renklerime… (Yeri gelmişken Yaşar Usta’ ya selamlar.)






FM 2012’de 2016’ ya kadar kulübün başında kaldığını öğrendiğimde, oyunu bırakacaktım. Umarım FM editörlerinin gelecek tahmini konusundaki başarıları bu olayda devam etmez.

Yıllardır stad için izin alamıyorsun ama ne hikmetse Taksim’ in göbeğine, İstanbul’ un kalbine o ucube alışveriş merkezini dikmek için izin alabiliyorsun. Geçen yıl İBB’ ye Holosko’ yu bedavadan verme nedeninin bunun diyeti olduğunu söylüyorlar. Eğer bu doğruysa Holosko’ yu bu sene de Anıtlar Kurulu’ na kiralık gönder de al şu stad iznini!

Unutmayın Beşiktaş, hiçbir ailenin, zümrenin, memleketin, siyasi görüşün, ırkın, cinsiyetin, dinin ya da dinsizliğin tekelinde değildir ve olmayacaktır. Gün gelecek zatıâliniz de gidecek ama hiç hoş anılarla anılacağınızı sanmıyorum.

Neyse Syn. Başkan ben kaçar, kendinize iyi bakın diyeceğim ama siz işinizi bilirsiniz…

Not: Başkan, ben bu satırları yazarken bir televizyon programında Serdal Adalı’ nın içerden çıktıktan sonraki ilk röportajını yayınlıyorlar. Gelen soruya karşılık, şöyle bir laf etmiş kendisi; “Syn. Demirören’ in savcıya verdiği ifadeyle ilgili görüşlerimi başkanın yüzüne söyleyeceğim”. Ne diyeyim, Allah kolaylık versin. Ha birde söylediklerinden kendi çapımda tahlil yaptım ve çıkardığım sonuç şu; ilk başlarda kendini çekecek ama Serdal Adalı gümbür gümbür geliyor!