Geçen sezonun sonlarında yıllardır beklenen (en azından aklı başında taraftarlarca) bir olay gerçekleşmişti, “Yeter” nidaları karşılığını bulmuştu. Yeni bir yönetim geldi. İlk günlerde çok acemice işler yapıyordu ve bu durum siyah beyaz yürekleri darlıyordu. Kimine göre parasızlık, kimine göre evrakta sahtecilik (bana göre ikincisi) nedeniyle UEFA, “şu andan itibaren ocak dışındasın” demişti, camiada moral bozukluğu üst düzeye ulaşmıştı. Derken, biraz da Almanya’ nın aykırı kulübü St. Pauli’ nin geçmiş yıllarda başarıyla uyguladığı “Retter (Kurtarıcı)” kampanyasından esinlenerek “Feda” olgusu ortaya çıktı. İlk günlerde bende herkes gibi iyi bir pazarlama taktiği olarak yorumlamıştım bu tişörtleri ve “Feda” sözünü…
Ancak geçen günler gösterdi ki, “Feda” bir anlayışın değişmeye başladığını gösteren bir işaret fişeğiydi. Kulüp artık parasının pulunun hesabını yapanlarca yönetilecekti ve bu kampanya ilk adımdı. BJK Sportif A.Ş., ekonomik krizdeki her şirket gibi ilk olarak çalışanların, futbolcuların ücretlerinde vanaları kıstı. Futbolculardan, gidecek yeri olmayanlar kabul etti. Yıllardır ederinin üstünde kazanmanın sarhoşluğuyla kendini çok çok büyük futbolcu zannedenler rest çekti.
Zaman bize gösterdi ki, zannettikleri kadar da büyük değillermiş;
Kimisi sezon başında ezeli rakibe (hem de kulübü aşağılayarak) gitti ve Bekir İrtegün’ ün yedeği (evet evet bildiğimiz Bekir İrtegün’ den bahsediyorum. Bu utanç O’ na yeter.) oldu, kimisi “olmaz bu ücretten aşağı, Kasımpaşa” dedi, kimisi ise “nasıl olsa arkamda taraftar var” diye düşünüp, kulübe 'gider' yapmasının karşılığında geçen hafta bir avuç taraftarın sevgi gösterisiyle gider oldu bu ülkeden…
Bu gelişmeler ışığında, beklentilerin çok düşük olduğu futbol takımı ligin ilk yarısında öyle işler yaptı ki, yaşı 30 ve üzerinde olan taraftarları için bir nevi zaman makinesine dönüşerek, bizleri Metin-Ali-Feyyaz’ lı döneme, 90’ lı yılların başına götürdü hemen her hafta…
Artık umutların kesilmek üzere olduğu Necip’ imiz müthiş bir ivme yakaladı, kendisine güvenenlerin göğsünü kabarttı. Takımın ikinci kaptanı oldu. Evet Beşiktaş’ ın 21 yaşında bir kaptanı var! Dizilerde bile dalga geçilmeye başlanan ve deyim yerindeyse transfer dönemlerinde konvertibl bir para birimine dönüşen Holosko kariyerinin en başarılı dönemini geçirdi. (Yazarın notu, bir de şu saçma gangnam dansını yapmasa iyi olurdu.) Sezon başında tayin girmiş bankacı gibi gönülsüz iş yapan Almeida, golcü mü yoksa defans oyuncusu mu olduğuna karar vermemizi güçleştirecek kadar mücadele etmeye başladı. Karadayı sahada kontrolü ele aldı. Diğer oyuncular da O’ na saygı duymaya başladı. Saygıyı gösteren en önemli şey; yedek kulübesinde Mehmet Akyüz’ ün yaptığıydı. Buna mukabil, O’ nun yaptığı ise “Manuel Fernandes’ in o saygıyı sadece oyunculuğuyla değil, adamlığıyla da hakettiğini” gözler önüne serdi. Oğuzhan’ ın performansı, tüm Beşiktaş’ lıların yüreğine korku salan “ulan, bu yönetim parasızlıktan, kızını sevmediği zengin adama veren fakir baba gibi davranıp ta Fernandes’i satarsa, ne halt edeceğiz?” düşüncesini darmadağın etti.
Kelimenin tam manasıyla bir takım oldu bu çocuklar. Beşiktaş artık herkesin ayrı telden çaldığı duygusuz insanlar yığını (Kulakların çınlasın bıyıklı hoca, Avni Hoca) değil, iki kaptanının aynı tabaktan menemen yediği bir ekip oldu. Kimileri hala saygı duymasa da, kanaatimce bunda aslan payı Samet Hoca’ nındır.
Küstah spor medyasının hiç şans vermemesine rağmen, ligin ilk yarısında oynadığın güzel futbol için teşekkürler Beşiktaş’ ım…
“Dırim Tıim kurduk, önce bu pastanın çileğini koyacağız, sonra da 2. hafta İnönü’ de size” diyen edepsizlere İnönü’ yü dar ettiğin için, hırsızlıkla 1 puan aldılar diye sevinecek hale düşürdüğün için, bize “17. hafta itibariyle puanlarımız eşit değilse, bunun sebebi o hırsızlıktır” dedirttiğin için teşekkürler Beşiktaş’ ım…
Oynadığın tek kötü maç olan Fenerbahçe maçında “Beşiktaş kümeye” diye bağıran gevşeklerin (Öyle bağırmayan Fenerli dostlarımı ayrı tutuyorum. Öyle bağıranların içinde dostlarım varsa, kusura bakmasınlar gevşeklik etmişlerdir.) futbol takımının 3 puan önünde ilk yarıyı bitirdiğin için teşekkürler Beşiktaş’ ım…
Şampiyonluk falan umurumda değil, başımızı öne eğdirmediğin için teşekkürler Beşiktaş’ ım.
Bakın yazın bunu bir kenara; yıllar sonra 2012-2013 sezonunu “Ahhh o sezon, Feda sezonuydu. O zamanın parasıyla GS 30 milyon EUR, FB ise 25 milyon EUR civarında para harcamıştı. Buna karşılık biz 1,5 milyon EUR’ luk harcama yapmıştık. Herkes küme düşer gözüyle bakıyordu ama…” diye başlayan cümleler kurarak hatırlayacağız.
