16 Ekim 2011 Pazar

Portekizspor' a Manifestomdur!

O nasıl bir maçtı öyle? Maçtan ziyade herkesin birbirine madik attığı brezilya dizilerini anımsattı bana. Takımın içinde acayip bir şeyler dönüyor hissine kapılmıştım 90 dakikalık eziyet son bulduğunda…

Bu gözler, takımın kötü futbol oynadığına da şahit oldu, Leeds United ve Liverpool facialarını da izledi. Hatta 2004’ te Samsunspor maçıyla başlayan süreç boyunca oynanan futbola da canım yanarak tanıklık ettim ancak ilk kez bu formayı giyen oyuncuların (en azından bir kısmının) art niyetli olduğu izlenimine kapıldım.

Quaresma ile Guti’ nin arası açık, buna iman ettik artık. Fakat yavrum, banane lan sizin aranızın açık olmasından, dışarıda ne b.k yerseniz yiyin ama o formayla sahaya çıktığınızda topunuzu oynayın. Gerçi bu bakımdan dün Guti (performans olarak kötü olmasına rağmen) daha bir iyi niyetliydi sanki ama Quaresma’ nın gözümden düştüğü maç olarak not ettim dünkü Kayseri maçını.

Not: Bu yazının bundan sonraki kısmında, kendisiyle küs olduğum için protesto amaçlı olarak ondan “ricardo” diye bahsedeceğim.

Bu ricardo denen 7 numaralı oyuncu, Guti’ nin verdiği paslarda ya çok hızlı koştu ve topun arkasında kalmasını sağladı, ya da çok ağır hareket edip, topun çok gerisinde kaldı. Bu tabi benim komplo teorim ama Guti’ yi taraftarın önüne atmak için bilinçli bir şekilde yapılmış gibi geldi. Tamam Guti kötü top oynadı ama ricardonun yaptığı da (eğer teorim doğruysa) en hafif tabirle terbiyesizliktir. “Hayattaki tek yeteneği futbol olan eğitimsiz bir adamın, sınırlı zeka seviyesiyle taraftarı kafalama girişimlerinin olması” ihtimali bile sinir bozucu gerçekten. Umarım yanılıyorumdur ama bu konu üzerinde hassasiyetle duracağım, birkaç maç daha bu pencereden izleyeceğim kendisini, eğer dünkü maça has bir durumsa buradan özür dileyeceğim kendisinden. (Bkz: “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” diyen dağın bulutuna tüküreyim)

Bu arada Guti’ nin formasının içindeki tişörtte Adalı ile ilgili bir mesaj vardı sanıyorum. Muhtemelen atacağı bir golden sonra formasını çıkaracak ve o mesajı verecekti, Sarı kart görme pahasına. Al sana on paralık bir hareket daha. Yahu olum o nasıl bir profesyonelliktir, sen aynı şeyi Real Madrid’ te yapabilir misin? Kim öğretti lan size bu popülist hareketlerle taraftarı tavlama işlerini diyeceğim ama maalesef bizim taraftar da prim veriyor kardeşim. (Mesela, hala Pascal diye bağırıyor bazı angutlar!) Yap maçtan önce ısınırken yapacağını, ya da devre arasında veya maçtan sonra ama durduk yere sarı kart görmek niye? Neyse geçelim Şansalcım.

Simao, seni profesyonel bilirdim, aranızda takım kaptanlığını en çok hak edenin sen olduğunu düşünürdum. Fakat kardeşim koca 90 dakika, hatta ne 90 dakikası 9-10 maç boyunca (Avrupa maçları dahil) bir futbolcunun 1 tane güzel hareketi olmaz mı? Sürekli rakibin içinden geçmeye çalışmak niye? Sevimli hayalet Casper' mısın?

Her dokunulduğunda yerlere yatmak niye, bu futbol İspanya’ da hiç rakibe dokunmadan oynanıyordu da buradaki Amerikan futbolu gibi mi geliyor sana?

Alınıp alınamadığını görmek için (inşallah Fener mener almaz diyerek) Temmuz ayını beklediğimiz Fernandes kardeş, profesyonel futbolcu 1 metre önündeki topa ayak uzatmaz mı? Neyse senin üstüne fazla gitmeyeceğim, sen daha kredini bitirmedin ama tüketmeye başlıyorsun. Dikkat!

İbrahim Toraman, öncelikle burnuna olanlar için üzüldüm. Sen kale sahasında yerde yatarken, ısrarla top ve peşindeki 4-5 rakip oyuncuyla senin yarı baygın yattığın bölgeye girmeye çalışan, hakem oyunu durdurdu diye düdükten sonra topa vurup kırmızıyı hakeden ricardo’ ya da çok sinirlendiğimi söylemeliyim. Geçen yıl sakat sakat oynaman nedeniyle helal olsun dedik. Forma aşkı bu olsa gerek dedik ama sen de saçmalıyorsun. Aranın iyi olduğu gazeteciler aracılığıyla taraftara haber yollayıp, “Toraman sağ bekte oynamayı hiç sevmiyor” dedirtiyorsun ama hocan sana sağ bekte görev verince de profesyonel futbolcuya yakışan; çıkıp formanın hakkını vermektir. O nasıl bir öfkeydi öyle, suratında öyle bir öfke ifadesi var ki, Ambarat “anana küfretti” zannettim. Tekme tokat top oynamak yakışmıyor Beşiktaş formalı futbolcuya.

Takımın amatör ruhla oynamasını istiyoruz diyoruz ama bizim futbolcular her yönüyle amatör işler yapıyor. Geçen yıl ilk kez Villareal maçında izlediğim ve “Tamam ulan, Beşiktaş’ ım kendisine bir Casillas bulmuş” dediğim Cenk kardeşim, sana ne demeli? Kucağına gelen ilk topu 2 metre sektiriyorsun. Maçı anlatanlar senin için “top kontrolü iyi değil” dedi. Hak verdim valla ne yalan söyleyeyim. Ama top kontrolü iyi olmayan kaleci mi olur? Kendini geliştirmeni beklerken, geri gidişini görmek bana Hakan Arıkan’ ı izliyormuşum izlenimi verdi. O da senin gibiydi, ha oldu ha olacak derken, “takımdan gönderilmesi gerekenler listesinde” ilk sıralara yükseldi. Büyük takımda oynadığını farkında ol ve kendini geliştir. Tamam efendi, kültürlü, temiz, pak bir kardeşimizsin ama güzel kardeşim, Allah’ ın emriyle kızımızı istemeye gelmedin ki sırf bu özelliklerin nedeniyle seni baş tacı edelim. Çık topunu oyna sen!

Yazımı burada sonlandırırken iki tane not bırakacağım;

1-      Helal olsun sana Egemen, defansta Egemen, geriden oyun kurmada Egemen, serbest vuruşlarda Egemen, hatta orta sahada top kapmada Egemen. Maşallah böyle devam et cesuryürek! Böyle top oynadığın sürece seni Portekizsporun tamamına değişmem!

2-      Hey koca adam, iri kıyım kardeşim Edu, İsrail takımıyla oynanan maçta gol atmana rağmen sana demediğimi bırakmadım. Ne kalaslığın kaldı, ne “bu Edu’ dan iki yemek masası, bir tv ünitesi çıkar” demediğim, ne de “bu Edu Titanik gibi, sağından soluna dönmesi 2 saatten kısa sürmüyor” demediğim. Kusura bakma, yetenekli değilsin, Beşiktaş’ ımın banko forveti de olmamalısın ama adamsın. Hakkında söylediğim kötü, alaycı sözler için özür dilerim. Yeteneğin kıt olsa da, tek başına mücadele ediyorsun, ağırsın ama rakibi geçmek için yırtınıyorsun, sana desteğe gelen yok (Almeida olsa, en az 3 Portekizli yardıma gelir!) ama sen yanındaki 3 rakibe rağmen, şutunu atıyorsun. Kaleyi de tutuyor ha! Hem de hiç fena değil şutların. Bundan sonra kardeşinim Edu.