Nihayet taraftarın önemli bir bölümünün beklediği, istediği şey oluyor. Yıldırım Demirören artık Beşiktaş’ ın değil, TFF’ nin başkanı olacak diyorlar. Fakat nedense içim rahat değil, onun gitmesini isterken, o günlerde ütopik duran bu isteğim gerçekleştiğinde müthiş bir sevinç yaşayacağımı düşünmüştüm. Fakat nedenini tam olarak bilmediğim bir şekilde huzursuzluğum devam ediyor. Bizi hırpalayan, Beşiktaş’ ın Demirören’ in elinde oyuncak olması, dile düşmesiydi. Ne yazık ki Demirören’ in gitmesi, sorunlarımızın tamamından kurtulmamızı sağlamayacak sanırım. Ancak Demirören’ in gidişine ne dersin diye sorsalar, cevabım belli; Yetmez ama Evet!
Beşiktaş’ lı sevinmeli çünkü gelişmelere bakılırsa Demirören’den kurtuluyoruz, Beşiktaş’ lı üzülmeli çünkü ne yazık ki mevcut durum her halükarda yeni Demirören’ ler yaratmaya gebe…
Şöyle bir hafızamı tazelediğimde aklıma gelenler;
Serdar Bilgili giderken arkasından ve/veya yüzüne söylenenler, “Ya ne Bilgili’ si kardeşim, kulübün çimentosu Y. Demirören ve Kıvanç Oktay’ dı zaten” ile başlayan (ve bana günümüzde Serdal Adalı için söylenen sözleri hatırlatan) gaz cümleleri, Demirören cebinde 20 milyon TL ile geliyormuş vesaire vesaire…
Nicedir kafamda bir takım düşünceler dolaşmakta ama Y. Demirören’ in varlığında imkansız olduğu için netleştirememiştim. Hazır Y. Demirören gidiyor ya, kulübün işleyişinde şöyle değişiklikler yapılsa;
Kulüpte bir başkan ve yönetim kurulu olsa, yönetim kurulu başkanın önemli kararlarını almasında (stad yapımı, sponsor temini, fulya projesi gibi projeler, TFF/UEFA nezdinde temsil, altyapı politikası vb.) O’ na yardımcı olsa, ancak bunlar doğrudan takımla hiçbir zaman temasa geçmese, ne Ümraniye ziyaretleri olsa, ne de soyunma odasında prim sözü verme çabaları…
Yönetim kurulunun altında bir adam olsa, bu adam CEO gibi olsa ama bedava hizmet vermese, kulüpten maaş alan, yalnızca yönetim kuruluna hesap veren profesyonel bir yönetici olsa…
Yani CEO diye açılan bu kadro, eskiden kulübün formasını giymiş sembol isimlere para kazandırma kapısı olmasa…
Bu adamcağızın da 3 bilemedin 4 kişilik bir ekibi olsa, bunlardan biri oyuncu arama/bulma/anlaşma işlerinden, diğeri bütçe/muhasebe konusundan, öteki mesela medya işlerinden sorumlu olsa, bir diğeri ise oyuncuların o ekipteki temsilcisi olsa, onların her türlü ihtiyacı, talebi ve sorunuyla ilgilense…
Bu adamlarda yalnızca CEO’ya bağlı olsa. Onlarda maaşlı olsa ama maaşları zamanında (!) ödense. Ki birde onların kulüp aleyhine açtığı davalarla uğraşıp, iyice rezil olmasak…
CEO teknik direktörün/oyuncuların seçimi konusunda doğrudan yetkili ve sorumlu olsa, muhtemel başarısızlıklarda büyük şirketlerde olduğu gibi görevine son vermeye giden yaptırımlar uygulansa, başarılarda ödül (prim gibi) verilse…
“Adam içerden çıktı, ayıp olmasında istihdam edelim” diye kişiye özel (genel koordinatörlük gibi) ne görev tanımı, ne sorumlulukları, ne de yaptırımları doğru dürüst belli olan saçma sapan unvanlar olmasa…
Bu yapılanlar -eğer yapılabilirse- bir zamanlar GS’ nin Fatih Terim’ de kısmen yaptığı gibi bir anlık gazla yapılıp, ertesi sezon bunlardan “olmadı” diyerek vazgeçilmese…
Yani Türk Milleti’ nin kronik sorunu olan uzun vadeli plan yapamama hastalığı nüksetmese…
Yapılması mümkün mü? Mümkün.
Yapılır mı? Hiç sanmam…
Neyse nerde kalmıştık? Hah buldum,
“Tuncay Özilhan geliyormuş, 100 milyon TL parayla hem de”
Vah benim Beşiktaş’ım vah…
Bu arada, Demirören henüz gitmediğinin ve TFF başkanlığı seçimini kaybetmesinin ihtimaller dahilinde olduğunun tabii ki farkındayım. Gelecek haftalarda, şu noktaya gelmişken, biz bu kadar heveslendikten sonra hala Demirören gitmemiş olursa, söyleyebileceğim tek şey var;
Allah’ ını seven üstüme toprak atsın!!!
Yazar: @ozturkdursun