23 Şubat 2012 Perşembe

YETMEZ AMA EVET

Nihayet taraftarın önemli bir bölümünün beklediği, istediği şey oluyor. Yıldırım Demirören artık Beşiktaş’ ın değil, TFF’ nin başkanı olacak diyorlar. Fakat nedense içim rahat değil, onun gitmesini isterken, o günlerde ütopik duran bu isteğim gerçekleştiğinde müthiş bir sevinç yaşayacağımı düşünmüştüm. Fakat nedenini tam olarak bilmediğim bir şekilde huzursuzluğum devam ediyor. Bizi hırpalayan, Beşiktaş’ ın Demirören’ in elinde oyuncak olması, dile düşmesiydi. Ne yazık ki Demirören’ in gitmesi, sorunlarımızın tamamından kurtulmamızı sağlamayacak sanırım. Ancak Demirören’ in gidişine ne dersin diye sorsalar, cevabım belli; Yetmez ama Evet!

Beşiktaş’ lı sevinmeli çünkü gelişmelere bakılırsa Demirören’den kurtuluyoruz, Beşiktaş’ lı üzülmeli çünkü ne yazık ki mevcut durum her halükarda yeni Demirören’ ler yaratmaya gebe…

Şöyle bir hafızamı tazelediğimde aklıma gelenler;

Serdar Bilgili giderken arkasından ve/veya yüzüne söylenenler, “Ya ne Bilgili’ si kardeşim, kulübün çimentosu Y. Demirören ve Kıvanç Oktay’ dı zaten” ile başlayan (ve bana günümüzde Serdal Adalı için söylenen sözleri hatırlatan) gaz cümleleri, Demirören cebinde 20 milyon TL ile geliyormuş vesaire vesaire…

Nicedir kafamda bir takım düşünceler dolaşmakta ama Y. Demirören’ in varlığında imkansız olduğu için netleştirememiştim. Hazır Y. Demirören gidiyor ya, kulübün işleyişinde şöyle değişiklikler yapılsa;

Kulüpte bir başkan ve yönetim kurulu olsa, yönetim kurulu başkanın önemli kararlarını almasında (stad yapımı, sponsor temini, fulya projesi gibi projeler, TFF/UEFA nezdinde temsil, altyapı politikası vb.) O’ na yardımcı olsa, ancak bunlar doğrudan takımla hiçbir zaman temasa geçmese, ne Ümraniye ziyaretleri olsa, ne de soyunma odasında prim sözü verme çabaları…

Yönetim kurulunun altında bir adam olsa, bu adam CEO gibi olsa ama bedava hizmet vermese, kulüpten maaş alan, yalnızca yönetim kuruluna hesap veren profesyonel bir yönetici olsa…

Yani CEO diye açılan bu kadro, eskiden kulübün formasını giymiş sembol isimlere para kazandırma kapısı olmasa…

Bu adamcağızın da 3 bilemedin 4 kişilik bir ekibi olsa, bunlardan biri oyuncu arama/bulma/anlaşma işlerinden, diğeri bütçe/muhasebe konusundan, öteki mesela medya işlerinden sorumlu olsa, bir diğeri ise oyuncuların o ekipteki temsilcisi olsa, onların her türlü ihtiyacı, talebi ve sorunuyla ilgilense…

Bu adamlarda yalnızca CEO’ya bağlı olsa. Onlarda maaşlı olsa ama maaşları zamanında (!) ödense. Ki birde onların kulüp aleyhine açtığı davalarla uğraşıp, iyice rezil olmasak…

CEO teknik direktörün/oyuncuların seçimi konusunda doğrudan yetkili ve sorumlu olsa, muhtemel başarısızlıklarda büyük şirketlerde olduğu gibi görevine son vermeye giden yaptırımlar uygulansa, başarılarda ödül (prim gibi) verilse…

“Adam içerden çıktı, ayıp olmasında istihdam edelim” diye kişiye özel (genel koordinatörlük gibi) ne görev tanımı, ne sorumlulukları, ne de yaptırımları doğru dürüst belli olan saçma sapan unvanlar olmasa…

Bu yapılanlar -eğer yapılabilirse- bir zamanlar GS’ nin Fatih Terim’ de kısmen yaptığı gibi bir anlık gazla yapılıp, ertesi sezon bunlardan “olmadı” diyerek vazgeçilmese…

Yani Türk Milleti’ nin kronik sorunu olan uzun vadeli plan yapamama hastalığı nüksetmese…

Yapılması mümkün mü? Mümkün.

Yapılır mı? Hiç sanmam…

Neyse nerde kalmıştık? Hah buldum,

“Tuncay Özilhan geliyormuş, 100 milyon TL parayla hem de”

Vah benim Beşiktaş’ım vah…


Bu arada, Demirören henüz gitmediğinin ve TFF başkanlığı seçimini kaybetmesinin ihtimaller dahilinde olduğunun tabii ki farkındayım. Gelecek haftalarda, şu noktaya gelmişken, biz bu kadar heveslendikten sonra hala Demirören gitmemiş olursa, söyleyebileceğim tek şey var;

Allah’ ını seven üstüme toprak atsın!!!

Yazar: @ozturkdursun

9 Şubat 2012 Perşembe

MANDA VE HİMAYE KABUL EDİLEMEZ!!!!

Aslında orada yazanları anlayacak ve yorumlayacak teknik bilgiye sahip olmama rağmen, bazı özel işlerim ve işimdeki yoğunluk sebebiyle Beşiktaş’ ımın mali tablolarının son durumunu detaylı bir incelemeye tabi tutamadım. Benim bildiklerim de sağda solda yazılıp, çizilenlerden ibarettir. Derler ki, Futbolcularımızın önemli kısmı alacakları nedeniyle bizi şikayet etmiş. İçlerinde en çok konuşulan ise Ernst’ in başvurusuydu. Ernst ise o başvuruyu kendisinin değil menajerinin yaptığını ve kendisinin haberi olmadığını beyan etmiş. Bir nevi “Ben yapmadım anneciğim, Mickey yaptı” durumu ama bence futbolcular haklı kardeşim. Tamam içlerinde amatör ruhla hareket edenler de çıkabiliyor ama adamlar profesyonel, takım tuttuğu falan da yok. Senin -Beşiktaş’ lılığıyla övünen- başkanın bile “çocuklarımın rızkı” edebiyatı yapıyorsa, topçuya laf etmeye ne hakkınız var?

Esasen bugün yazı yazmayı planlamıyordum ama Beşiktaş haberleri yapan (Pascal’ ın hissedarı olduğu iddia edilen) bir haber sitesindeki yazı çok fena sinirlendirdi ve dayanamadım.

Haberin başlığı;

“Bırakırsa felaket olur”

Kim bırakırsa felaket olurmuş diye merak ettim (aslında tahmin ettim ama) ve haberi bir açtım. Syn. Demirören Beşiktaş’ ı bırakırsa Beşiktaş’ ın mahvolacağını, biteceğini öne süren bir sürü subjektif değerlendirme gördüm.

Mesela o haberden bir bölüm;

-------------------------------------

Peki her şeye rağmen, “Demirören gitsin de kim gelirse gelsin” derlerse ne olur?

Felaket olur giderse. 25 milyon dolarlık bir kaynak lazım Beşiktaş’a, Demirören ayrılırsa. Kulüp belli bir küçülme içine girmek zorunda. Bunun için bu kaynağa ihtiyacı var. Küçülme için bile böyle bir kaynak gerekiyorsa, Demirören ayrılırsa neler olacağını düşünün.Herkes Demirören’in alacağının Beşiktaş’ın başında Demokles’in kılıcı gibi durduğunu söylüyor. Bu çok da doğru değil.100 milyon TL alacağının yıllık faizi 10 milyon TL eder. 5 yıldır parası içerde. Eğer o parayı bankaya yatırmış olsaydı, 50 milyon TL getirisi olurdu.

-------------------------------------

Bankaya yatırsa 50 milyon TL getirisi olurmuş, sanki o paraları orda burda, 3 kuruşluk adamlara milyonlar vererek ben heba ettim. Yatırdığı 100 milyon TL’ yi kendisi çarçur etti kardeşim. Ulan, Ailton Goncalves Da Silva’nın transferinden dolayı Santa Cruz Kulübü’ne dayanışma katkı payı borcumuz bile var!! Kim o diyenleriniz varsa açıklayayım; şu bizim tosun paşa Ailton canımm, adam gideli yıllar oldu ama transfer katkı payı diye bir borç takmışız eski kulüplerinden birine…

Koca Beşiktaş ne hale düşürülmüş, gazetelerde, sözlüklerde borçları çarşaf çarşaf saçılmış ortalığa, son 9 yılda 1 şampiyonluk almış, birkaç tane de Türkiye Kupası, Avrupa başarısı mı o ne? Ama siz bana hala felaketten bahsediyorsunuz.

Ayrıca Beşiktaş’a başkan olmasa o AVM’yi İstiklal’in göbeğine dikebilir miydi? Beşiktaş’a başkan olmakla elde ettiği imkanların bir karşılığı yok mu?

Neyse geçelim rakamları…

O röportajı veren yöneticinin neden bunları söylediğini tahmin etmek zor değil. Ancak beni rahatsız eden Beşiktaş’ ımla ilgili haberleri görmek istediğim, tarafsız olması gereken bir haber sitesinde bu röportajın camiaya sunulmasıdır.

Haberin asıl sahibi, Türkiye’ nin amiral gemisinin spor servisi. Belli ki bu haberi Ercan (Saatçi) mikserlik yapmak amacıyla hazırlatmış, malum aralarından su sızmıyor son günlerde. Ancak Beşiktaş haberleri yayınlamayı görev edinmiş ve adında BJK’ nin kuruluş tarihi olan bir haber sitesinin bu manipülasyonlara alet olması çok üzücü…

Haberin altındaki yorumlar ise daha fena, bizim taraftarın belli bir kısmına Syn. Demirören gibi adamların müstahak olduğunu gösterir nitelikte, bir sürü “Manşimov gelecek, dertler bitecek” şeklinde yorum var. Utanmasalar 80 öncesinde Ecevit için yapılanı yapıp, dağa taşa “Umudumuz Manşimov” yazacaklar!

Demirören’ in kucağından kalkıp, Manşimov’ un kucağına oturmak istiyorlar ama farkında değiller!

Bakın dostlar, bize paralı başkan değil bize memur zihniyetli, paranın hesabını yapacak, (üzgünüm ama) sistematik bir şekilde kulübü küçültecek (an azından mali yapı güçlenene kadar) başkan gerekiyor. Yoksa yakın zamanda bizde Ankaragüçlüler gibi takımın tesislerine yiyecek, içecek götürmek durumunda kalacağız. Bundan kurtulmak için de kulübü oyuncağı gibi görecek para babalarına değil, paranın hesabını bilen (Örneğin Hüsnü Güreli), Beşiktaş’ ı seven bir başkan ve ekibine ihtiyacımız var.

Türk Kurtuluş Savaşı’ nın temelinin atıldığı ve 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında (ne tesadüf ki bugün maçımız olan) Sivas’ ta gerçekleşen Sivas Kongresi’ nde alınan kararlardan 5. sıradaki karar neydi biliyor musunuz?

“Manda ve Himaye kabul edilemez.”

Ne Demirören’in, ne Manşimov’ un, ne onun, ne de bunun himayesi olsun.

Bu camia her türlü zorluğun altından kalkacaktır, istemiyorum kardeşim paralı başkan.

yazar: @ozturkdursun

6 Şubat 2012 Pazartesi

BENİ DE BEŞİKTAŞ’ A TEKNİK DİREKTÖR YAPAR MISINIZ?

Tamam “Adam sempatik beyler” kabul ediyorum. Hatta televizyonda gördüğüm zaman yakın arkadaşım olmasını istediğim de olmuştur. Ben esasen bu adama çok güvendim. 24 Ocak 2012 tarihinde attığı deparda her adımında benim gibi milyonlarca Beşiktaş taraftarının (hadi bende İstanbul’ un diğer büyük takımlarının taraftarları gibi konuşayım; öhömm 30 milyon Beşiktaş taraftarının) sanki yüreğinde basmıştı.

O’ nu o kadar sevdik ki, Aziz’ in ajanı Ömer Güvenç’ in 3 günlük teknik direktörlere bile “Hocam” diye hitap ederken, O’ nunla enseye şaplak tavırlarla konuşması ve kendisine “Carlos” (Syn. Carvalhal diyeceksin ulan, o adam BJK Futbol Takımı’ nın teknik direktörü!) diye hitap etmesi bile canımızı sıkıyor.

Bak Hoca,

Bir ara yükselse de takım aşağıya doğru gidiyor ve sen ısrarla izliyorsun. O kadar ki Guti’ yi ince ince doğraman bile bizim açımızdan “Carlos neylerse güzel eyler” olarak kabul görmüştü. Hatta Beşiktaş’ ın çocuğu diye bağırılan (ama bence Beşiktaş’ ın hocası olmadan sadece çocuğu olarak kalması gereken) Tayfur Havutçu’ nun tahliyesinde bile içimizde bir burukluk olmuştu. 30 yaşımdayım, kendimi bildim bileli (Elhamdülillah) Beşiktaş taraftarıyım, şahsen ben hiçbir hocanın, bu taraftarın yüreğinde bu kadar yer ettiğini hatırlamıyorum. Hele 6-7 ayda!

Sen benden daha iyi bilirsin ama şu konuları gözden geçirmeni istiyorum;

-          Edu’ da ki ısrarının özel bir nedeni var mı? Bir adam, hele de kiralık bir adam sadece düzgün şut çekebiliyor diye bu kadar süre alabilir mi? Amacın ne? Parlatıp Schalke’ ye geri göndermek mi? Orda Beşiktaş’ ın sözleşmesi golcüleri var. Edu’ ya verilen şansı onlara da vermemek için niye direniyorsun?

-          Simao bitmiş Syn. Carvalhal! Adam bizim Nihat Kahveci (Bu benzetmenin sahibi bizim Aytaç) gibi olmuş, işi bitmiş ama sen banko oynatıyorsun. Hatta Simao dedim aklıma komik bir şey geldi. Simao geldiğinden beri en iyi topunu Gaziantepspor’a karşı oynuyordu ama sen tuttun 2. yarı oyundan aldın. Ölüsüne sürekli 90 dakika dayanırken, en iyi halini 2. yarı oyundan aldın. Şaka mısın??

-          Elin Antalya’ sı, Antep’i hatta Fener’i 17-18 yaşında çocukları sahaya sürmekten çekinmiyor ama sen Mami’ yi, Burak’ı, Atınç’ı, Tanju’ yu hiç düşünmüyorsun. Şimdi bana “Siz Türkle neası diyo bilmiyo ama ben Necip’i oynatmak” deme sakın, M. Aurello sakat olmasa Necip, Mehmet Akyüz gibi A2’nin kaptanı olurdu! İsmail alternatifsizlikten oynuyor. Bir tek Veli’ de (Bu arada Allah’ ını seven şu Veli’ yi berbere götürsün) inisiyatif kullanıyorsun, gençler konusunda yaptığın tek doğru şey budur. Gençler demişken sakatlıklar nedeniyle 11’ de şans bulan ve ilk yarı kendisini 2 kere bakkala, 3 kere çarşıya gönderen Stoch’ la ikinci yarıda adet dalga geçerek intikam alan ve çarşı pazar gezdiren Tanju’ya buradan bin selam!

-          Rotasyon ne demek biliyor musun? Hadi Portekizce’ sini de yazayım; rotação??

-          Tamam Fener deplasmanında güzel bir oyun oynadık ama genel olarak takım oynamıyor hoca, bir baktırıver istersen.

-          Takım 3’ te sıfır çekmiş, sen dün Lig TV’ de Play-off diyorsun ama 9 puan geriden play-off’ a girersen, girdiğin gibi çıkarsın.

Hala sana “Güzel seviniyor” diye toz kondurmayan takımdaşlarım benim gol sevinçlerimi görseler Çarşı’ nın göbeğine heykelimi dikerlerdi sanırım. Valla bende çok güzel sevinirim, mesela Holosko’ nun Bursa’ ya 90+’ da taktığı golde Carlos’ un Antep maçında attığı kadar depar attım hem de 20 metrekarelik salonda, hem de tüm apartmanı ayağa kaldıracak kadar yüksek bir sesle anırarak (Evet yanlış okumadınız, anırarak) fakat FM tecrübelerim de gösteriyor ki, hile yapmazsam pek başarılı olamıyorum. Yani teknik direktörlük becerim noksan, peki bu durumda sırf Beşiktaş’ ı çok seviyorum diye beni Beşiktaş’ a teknik direktör yapar mısınız?


Yazar: @ozturkdursun

3 Şubat 2012 Cuma

Biz aslında 30 Mayıs 2004' te kaybettik herşeyi

“Ne zaman şampiyonluk desek kursağımızda kalıyor,
Söylesene hoca takım niye oynamıyor…”

Dün gecenin hatta son 2 yılın en can alıcı sorusunu böyle sordu Dişi Kartallar. Sadece bununla da kalmadılar, ayar verilmesi gereken kim varsa ayarı verdiler. O kadar dik durdular ki, emin olun Mersin İdman Yurdu dün bize 5 gol bile atsa, her şeye karşı olmakla övünen erkek tayfası o tezahüratları yapAmazdı. Zaten onların tek bildiği; Beşiktaş taraftarına “gider” yapmak. Neyse Dişi Kartallara dönelim, evet her şeyiyle mükemmeldiler ancak bir şey, tek bir şey daha yapsalardı keşke;

Maç esnasında ya da bitiminde Necip Uysal lehine tezahürat yapılarak, mücadelesinin ödülü verilmeliydi. Bu takımın geleceğinin “adı büyük-futbolu küçük” verimsiz yıldızlarda, galaksilerde değil, genç, başarıya aç, takımı için canını dişine takan çocuklarda olduğunun ve taraftarın (en azından kadın taraftarın) bunun farkında olduğunun mesajı verilmeliydi.

(Ufak bir not: Necip son haftalarda “dripling” yapmayı öğrendiğini gösteriyor. Sağdan soldan gelip orta yapıyor, ver-kaç yapıyor, ürkek te olsa şut deniyor. Yani çocuk yeni özellikler ediniyor. Yakın bir zamanda bir takımı tek başına Necip’ in devirdiğine şahit olabiliriz. Hazır olun.)

Kendisini dev aynasında görüp, “bu taraftar beni nasıl olsa seviyor, paramı da alıyorum” diyen adamların bu takımda işi yoktur. Adam sakatlanıp, ülkesine gidiyor. 1 ay gelmiyor aga, 1 ay!! Haydi neyse diyelim ama öyle bir dönüyor ki, 1 aylık bir zamanda bir insan kaç kilo alabilirse o kadar kilo almış!! O kadar kilo almak ta haliyle formunu kaybettiriyor. Formsuz olunca kafasındakileri sahaya yansıtamıyor, vee carrtt, kırmızı!! Bunun adı profesyonellik değil diyeceğim ama bunun adı insanlık değil. Ayıp be vicdansız, insan kendisini sevenlere bunu yapar mı? Şimdi ben artık seni nasıl seveyim?

Dün Quaresma kırmızıyı yedikten hemen sonra Fabian Ernst’ in kendisine bir bakışı, Egemen’ in kafası yanından ağır ağır gidişi ve Necip’ in hiç itiraz etmeksizin olayı izleyişi (imkanı olan o görüntüyü bulup izlesin)vardı ki aha dedim kendi kendime “bu üçü şimdi Quaresma’ yı tekme tokat soyunma odasına yollayacak”. Açıkçası ben 90 dakika (afedersiniz) k.çımı yırtacağım, oraya buraya koşup milletin arkasını toplayacağım, bir süper yıldız (!) sahada bana yardım etmediği gibi bir de böyle şımarıkça kırmızı kart görecek. O adamın var ya şırıngayla…(Neyse, buradan Erkan Can’ a ve Gemide filmine bir selam çakayım ve o sözün gerisini söylemeyeyim.)

Bu arada Quaresma’ nın derbide oynayamayacak olması da inanın takıma bir şey kaybettirmeyecektir. O konuda rahat olun.

Esasında bu yazının başında niyetim, dün itibariyle “reyizlik” mertebesini geri aldığım C. Carvalhal incelemesi yapmaktı ama diğer konulardan fırsat kalmadı. Ancak elimden kurtulduğunu zannetmesin, O nu da derbi sonrasında yazarım. Ha şimdiden ana fikri vereyim de, skor yazarı olduğum zannedilmesin;

“Carlos, yanlış yolda. İlk başlarda sevimliliği ve adamlığının tesiriyle göremediğimiz defoları ortaya çıkmaya başladı.”

Aslında her şeyin suçlusu, son zamanlarda Fenerbahçe ile ortaklaşa kullandığımız Syn. Demirören’ i 30 Mayıs 2004 günü Beşiktaş’a başkan olarak seçen kongre üyeleridir. Son sözüm onlara; Temizleyin ulan pisliğinizi!!!

Yazar: @ozturkdursun