08.03.2012 tarihinde Vicente Calderon Stadında Beşiktaş’ lıların içini acıtan bir maç oynandı. Sabah şöyle bir gazetelere baktım, herkes kamyon dolusu teknik eleştiri, tespit vs. yapmış. Çoğunda da haklılar ancak unutulmamalı ki bizler “Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur” demiş insanların torunlarıyız.
Adettendir ne de olsa, bende kısaca fikrimi söyleyeyim; Veli ile Quaresma’ dan daha çok Carlos Carvalhal’ in günahı olduğunu düşünenlerdenim. Son 6-7 maçtır öyle günahları var ki, eğer Cehennemin Futbol Şube Başkanlığı varsa, sırf son 2 aylık süreçteki günahları nedeniyle Carlos’ u söz konusu şubenin ekiplerine teslim etmek gerekir. Güya “kısaca” demiştim dimi? Neyse bu konuyu uzatmayayım…
Bana bir büyüğüm zamanında “yahu senin hiç ortalama işin yok. Her hareketinde, her işinde uçlardasın. Kısa vadede iyi olabilir, heyecanlıdır da ancak uzun vadede zarar görebilirsin” minvalinde sözler etmişti. Ben bu açıdan Beşiktaş’ ı kendime benzetiyorum. Çevremdekilerle ilişkilerimde bile ya çok sevilirim, ya da nefrete boyutuna ulaşırım karşıdakinin nazarında. Bir işi ya çok iyi yaparım, ya da elime gözüme bulaştırır rüsva sınırına ulaşırım. Beşiktaş’ ta çoğu zaman öyle yapıyor. Aslında itiraf edeyim, Beşiktaş’ ın bu karakterinden de zaman zaman sadistçe zevk alıyorum. Blogda yazılarını severek takip ettiğimiz bir arkadaşımız çoktan koymuştu Beşiktaş ile arasındaki ilişkinin adını; Paralyzed love-Felçli aşk! Kendisine katılmamak elde değil gerçekten…
Açık konuşayım dünkü maç oynanmadan önce maçın ortalama bir maç olmayacağını biliyordum. Ya süperötesi bir performansla çılgın atacaktık Madrid’ in çimlerinde, ya da saçma sapan bir futbol oynayacaktık ve A. Madrid bizi resmen küçük düşürecekti.
Durum 3-0’ a geldiğinde dakikaya baktım 37! Evet sadece 37, oysa ben 80’ li dakikalardayız gibi hissediyordum. İşte o an “hay si…” öhöm öhöm “hay tüküreyim böyle işe, 2. ihtimal gerçek oldu. Bari skorun üstüne yatsak” dedim. Neyse ki ilkyarı bizim kaleyi evliyalar, yeşil sarıklılar, yatırlar korudu da adamlar 45 dakikada Liverpool’u yakalayamadılar.
İkinci yarı değişiklikler, kaçırdığımız goller, orada Simao’ ya duyulan saygıya şahit olmamız, Holosko’ nun topa düzgün tepemeyerek kahraman olma fırsatını tepmesi vs. vs. vs.
Heyecanlı bir maçtı kanaatimce…
Bu arada söylemezsem ölürüm; Habertürk’ ün dünkü maça dair attığı manşete çok güldüm;
“Veli Göçer”. Aslında Veli’ nin değil günah ama manşet çok komik bence.
Turu geçer miyiz bilmiyorum ama haftaya ikinci maçın daha bir heyecanlı olacağını düşünüyorum. Bu nedenle bir aksilik çıkmazsa tribündeyim. Hem de yanımda birkaç Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarı arkadaşımla birlikte…
Biliyorum A. Madrid, deplasmanda oldukça tahripkar bir takım olabiliyor. İlk maçtan önceki 2 ihtimalin, rövanş maçı için de geçerli olacağını düşünüyorum. Ancak ben o heyecanı yerinde yaşamak istiyorum. O kadar da karamsar olmamak lazım, tamam işi sürekli gırgıra vurmayalım ama bizim tribünde de nerdeyse Ferdi Tayfur çalacaklar. Kurtulalım şu derbeder ruh halinden, gülelim birazcık, haftaya A. Madrid maçında takımımıza sahip çıkalım.
Son bir not; bu skordan sonra UEFA’da çeyrek finale gidemezmişiz, öyle diyor çoğu kişi. Biz gidemezsek, rahvan gitsin arkadaşım! Ben tribünde takımımı destekleyeceğim.
Yazar:@ozturkdursun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder