3 Aralık 2012 Pazartesi

BU BEŞİKTAŞ ÇOK OLMAYA BAŞLADI YİNE

Beşiktaş futbol takımı ne zaman iyi gitse, “görünmeyen el mekanizması” devreye girer ve sağdan soldan saldırılar başlar. 100. yılda tank gibi bir takım olur, o takım pozisyon vermeden maç bitirir, şampiyonlukta ki rakipleri, Beşiktaş’ tan bırakın puan almayı gol dahi atamaz siyah beyaz kaleye. Gizli bir el devreye girer ve spor medyasının önde gelenleri “bu takım keyif vermiyor, Lucescu’ nun defansif futbolu insanları bu güzel spordan soğutuyor. Hem başta Zago olmak üzere takım çok sert oynuyor ve rakipleri bezdiriyor” derler. Kamuoyu oluştururlar. Yahu bu ülkede “Beşiktaş böyle giderse, biz işsiz kalırız” diyen spor yorumcuları vardı.

Tetikçi bir hakem ve sonrasında olanları biliyorsunuz;

Beşiktaş belini doğrultamaz yıllarca…

Sonra Beşiktaş yönetimi harakiri yaparcasına akıl almaz paralar harcayarak yıldız oyuncular getirir. Bunların başına çılgının teki olan B. Schuster’ i hoca yapar ve takım deli fişek gibi oynamaya başlar. Bu çılgın Alman, ülkemizdeki defansif anlayışı eleştirmek için “60’ lı yılların futbolu oynanıyor” der. Aman Tanrım, böyle bir saygısızlık görülmemiştir. Ülkemiz futboluna, hatta tüm Türk milletine hakaret edilmiştir!! Spor medyası ayağa kalkar, bu adam defolup, gitmelidir. Hem zaten akreditasyon kartını boynuna takmayarak başta federasyon olmak üzere, stadyumda ki onbinlerce insanın anasına sövmektedir! Takımın beyni olan Guti ise 180 promil alkollüyken, belediye otobüsüne (hani şu hepimizi trafikte sıkıştıran, dikiz aynası kullanmayan belediye otobüsleri) çarpmıştır. Bu da yetmez gibi karakolda “bu ülkeden gitmek istiyorum” der. Edepsiz İspanyol’ a haddi bildirilmelidir çünkü biz millet olarak ezik değilizdir!

Not:

1-     Şu anda o akreditasyon kartını birçok hoca/yardımcı hoca/tercüman boynunda taşımıyor.
2-     Ezeli rakip olan Fenerbahçe’ nin defans oyuncusu kazıcı Bilica, motosiklete çarpıp, ezip, ordan uzaklaşır ama bu olay medyada sıradan adli vaka kadar yer alır.


Dönemin yönetiminin çılgınlığının bedelini iflas noktasına gelerek ödeyen kulüpte kan değişikliği yapılır. Yeni bir yönetim, yeni bir anlayış, yeni bir hoca, düşük maliyetli oyuncular, küçüleceğiz lafları vs. vs.

Memleketin yarısının, sezon sonunda ilk 10’ a bile giremeyeceğine inandığı takım, muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki asil kanda bulmuştur ve tüm oyuncular kelimenin tam anlamıyla yüreğiyle top oynamaktadır. Yok canımdır, gelip geçicidir bu durum çoğuna göre. Hah işte tam istedikleri gibi olmuştur, ilk haftaların heyecanıydı zaten o karakterli futbol. Antep, Sivas ve Fenerbahçe maçları kapkara yüreklere su serpmiştir. Tamam Siyah Beyaz tehlike geçmiştir, şu Antalya ve Kasımpaşa can sıkıyordur ama nasıl olsa ilerleyen haftalarda hakem marifetiyle halledilirler.

Derken çocuklar, 3 haftalık fetret devrinden sonra kendine gelir. Puanları toplamaya başlar hem de harika oyun oynayarak. Takım oyununun ne demek olduğunu insanların gözlerine sokarak.

“Lannn yoksa? Yok canımmm, geçer bu ateş geçer” derken siyah beyaz bir rüzgar ülkeyi sarmaktadır.

Ne yapılmalıdır? Hemen eski usuller devreye girmelidir. Önce oyuncuların özgüveni yıkılmalıdır.

“Beşiktaş esasında iyi bir takım değil. Fernandes, Oğuzhan, Almeida ve Necip’ i çıkar, bu takımın rakip sahaya gidecek mecali olmaz” (Holosko’ yu unuttunuz lan! Onu da “+ bir miktar para” ile takasta kullanıp, yollayalım.)

Sanki Messi, İniesta, Xavi ve David Villa’ yı çıkarsak bile Barcelona uzay takımı olarak kalabilir!

Orduspor-BJK maçı öncesinde “ben demiştim, Fernandes olmasın bu takımın bacakları titrer demiştim. Hayır ben demiştim, hayır hayır ben demiştim hocam, bakın beyler edepsizlik yapmayın en önce ben dedim” diyalogları hazırlanmıştı. Çünkü Karadayı sakata gelmişti. O’ nsuz, ciddi bir takıma karşı, hem de deplasmanda maça çıkıyordu Beşiktaş….

Orduspor öne geçti, eller ovuşturuldu, gençlere “Fernandes olmadan siz bir hiçsiniz, onu da zaten sezon sonunda alacağız. (yazarın notu: babayı alırsınız afedersiniz.)” mesajı vermek için konuşma metinleri hazırlandı. Ancak olmaması gereken bir şey oldu, bu çocuklar zor bir deplasmanda geriye düşmesine ve takımın beyni sahada olmamasına rağmen, inat ediyordu. Önce 1-1, sonra ise Oğuzhan’ ın kadife ayaklarıyla attığı gol sonrasında 2-1. Maç böyle bitmişti.

Ne söylenmeliydi? Çabuk olun çocuklar, yayın başlıyor. Bir şey söyleyin, bir fikir verin ki oradan yürüyelim…

Hah buldum!

“Oğuzhan, Almeida ve Necip’ i çıkarın, bu takım rakip sahaya gidemez!!” (Bak yine unuttular Holosko’ yu)

Biraz fazla yaratıcı olmadı mı bu? Hı? Şansal? Erman? Ahmet? Şşşş kime diyorum!!!

Korkmayın yavrum, korkmayın. Biraz acıtacak ama zamanla geçer…

Şampiyon olur muyuz bu sezon bilemem ama bildiğim bir şey var ki bu takım, taraftarını asla utandırmayacak.


6 yorum:

  1. Çok güzel olmuş kardeşim ellerine sağlık.NHTCRS

    YanıtlaSil
  2. Güzel yazı olmuş, hayal gücün çok etkileyici. Görünmeyen el dışarıda degil kulubün içerisinde. Serdar Bilgili ve Yıldırım Demirören vb. Sorun dışarıda degil içeride.

    YanıtlaSil
  3. harika yazı

    kanka ordusporuda yabana atmayalım bizde oldu spor için feda dedik ama gücümüz bu kakadara yetti.

    YanıtlaSil
  4. Kartal gol gol gol !!!

    YanıtlaSil
  5. Beşiktaş taraftarı değilim ve sonuna kadar katılıyorum yazıya
    size karşı kesinlikle negatif ayrımcılık var
    ama her seferinde buna çanak tutanları hayal kırıklığına uğratıp küllerinizden doğuyorsunuz alkışlanır başka söze gerek yok :)

    YanıtlaSil
  6. 2 galibiyet alınca hemen havalara giren bu tavırlarınıza bayılıyorum. "Eller havaya" demeyi çok seviyorsunuz sevgili beşiktaşlılar :)

    YanıtlaSil